Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

Koca Yusuf
Avrupalılarla güreşmeyi cihad kabul eden cihan şampiyonu pehlivan


[IMG]http://i43.tinypic.com/10s6maf.jpg[/img]


[left]
Bütün dünyanın, “Cihanı titreten Türk”, “Koca Yusuf” diye tanıdığı efsanevi pehlivan, 1859 yılının kara kışında, bugün kuzey Bulgaristan’da kalan ve pehlivanlar diyarı diye bilinen Deliorman bölgesinin Şumnu iline bağlı Karalar Köyü’nde doğdu. Babası Deli İsmail tarafından, doğumundan hemen sonra, dayanaklı olsun diye vücudu karla ovuldu. Çok iri bir bebek olduğu için nazarlandı ve Hızır aleyhisselamın getirdiği ilaçla artık öldü diye bakıldığı bir zamanda şifaya kavuştu. 15 yaşına geldiğinde, Razgırad- Mumcular Köyü yakınındaki Demir Baba Pehlivanlar Tekkesi’ne gönderildi. Burada pehlivanlık imtihanını kazandı. Demir Baba’nın kimsenin kaldıramadığı Fındık Kırma Taşı’nı kaldırdı ve Demir Baba ile görüştü.

Demir Baba, kendisine pehlivanlığın şartlarını söyledi ve “Güle üç defa yenildiğinde gerçek pehlivan olacaksın” dedi.
Yusuf’un babasının Kara Ok isminde bir atı vardı, Yusuf, bir sünnet düğününde yapılan yarışı birinci olarak bitirdi ve Karaok’u babası Yusuf’a hediye etti. Yusuf ile Kara Ok ayrılmaz bir ikili olmuşlardı.

Pehlivanlık imtihanını kazanan Yusuf, Kıspet Giyme Merasimine hazırlanmaktadır. Filipe’ye yakın Kızanlık’a, merasim için gülyağı almaya giden Yusuf’a, hocası tarafından Filipe valisine verilmek üzere bir mektup verildi. Ve Yusuf, kendisini Otluk Köyü’nde 1876 yılında başlayan Bulgar isyanının içinde buldu. Yusuf, boğulmakta olan Bulgar kızı Nadya’yı kurtardı. Kız, Yusuf’a aşık oldu. Otluk Köyündeki isyana karışan Bulgarlar, Yusuf’u esir ettiler. Yusuf, Nadya’nın yardımıyla Bulgarların elinden kurtuldu ve Karlıova’daki Tosun Bey ile buluştu. Tosun Bey, sivillerin başına geçerek Bulgar çetecilere karşı savaş başlattı. Yusuf da, takım komutanı olarak Tosun Bey’in yanında Bulgarlara karşı savaştı. Osmanlı kuvvetlerinin gelmesiyle isyan bastırıldı.
İsyanın bastırılmasından sonra Yusuf ve Tosun Bey, İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi’nin zorlamasıyla sivil Bulgarlara zarar vermekten yargılandı. Nadya’nın lehte şahitlik yapmasıyla beraat ettiler. İsyancıların başı olan Nadya’nın babası, Yusuf’un lehinde ifade veren kızını mahkeme salonunda öldürerek kaçtı. Yusuf, bu hadiselerden sonra köyü Karalar’a geldi. Geciken Kıspet Giyme Merasimi hazırlıklarını sürdürdü.

Yusuf ve Tosun Bey, Karlıova’ya doğru yola çıktılar, atlarını, serbest bırakmışlardı, ikisinin de yönü Karlıova’ydı. Fakat gönülleri, çok farkı yollardaydı. Tosun Bey, son bir aydır yaşadıklarını düşünüyor, bunları anlamakta güçlük çekiyordu. Filipe, Kızanlık, Tatarpazarcık gibi güzelim güller diyarlarında neler oluyordu böyle. Niçin gül alıp gül vermek yerine, kan, kin ve düşmanlık alınıp veriliyordu. Yüzlerce yıldır, Müslümanlarla birlikte yaşayan Bulgar çorbacılar, bu kadar acımasız nasıl oluyorlardı. Bunlar gibi nice bin soru Tosun Bey’in beyninde birbirleriyle çarpışıyor, cevap denen çıkış yolunu arıyorlardı. Gönlüyse, beyninden yol bulan akreplerle şifa bulmaz şekilde zehirlenmiş gibiydi.

Yusuf’un haliyse, Tosun Bey’den çok daha fenaydı. O, daha hayatın gerçek güzelliklerini tanımadan, hayatın küçük acılarıyla karşılaşmadan, çok büyük, çok yıkıcı, nice akıllı kimselerin dahi cevap bulamadığı acılarla karşı karşıya kalmıştı. O da Tosun Bey gibi, niçin, Bulgarlar niçin ayaklanıyor, günahsız insanlar, acımasızca niçin öldürülüyor, diyor, beynindeki nice yüzbin suale cevap arıyordu. Yusuf, inanıyordu, bütün Kainatın yaratıcısı, insanlara anasından çok daha merhametliydi, kullarına zulmetmezdi. Ninesi de, hocası da ona böyle öğretmişti. O zaman, günahsız insanların acımasızca katledilişi, hep iyilik yapanların hem de iyilik yaptıkları tarafından zalimce öldürülüşü nasıl açıklanacaktı?

Yusuf, bu sualleri Tosun Bey’e sormak istedi. Anladı ki, onun hali kendinden farklı değildi. Kime sorsaydı, ninesine mi, yoksa hocası İsmail Pehlivan’a mı? Yusuf, Rabbine karşı isyana düşmekten korkuyor, “Ya Rabbi, beynimdeki cevapsız suallerin, cevabına kavuşmamı nasip et” diye dua ediyordu. Demir Baba’nın, “Güle üç defa yenildikten sonra, gerçek pehlivan olacaksın” sözleri, bir an olsun aklından çıkmıyordu. Bu sözlerden sonra, Yusuf’un rüyaları, hayalleri ve düşleri hep güllerle dolmuştu. Ancak, son zamanlarda, güllere kan da bulaşmıştı. Al renkli güller, al renkli kanla yıkanıyor muydu, yoksa kirleniyor muydu, bir türlü anlayamamıştı...


Koca Yusuf'un kısaca hayatı hakkında malûmatı aşağıdaki linkten bulabilirsiniz:
[font=Monotype Corsiva]TIKLAYIN



DEVAM EDECEK...

[/left]


E-Kitap Paylaşım