Mezhepsizleri Tanımak

Mezhepsiz ne demek
Sual: Din kitabı yazarak dine hizmet etmiş şahıslara, belli bir mezhebe bağlanmadı diye mezhepsiz diye hakaret ve iftira etmek doğru mu?
CEVAP
(Mezhepsiz) tabiri dini bir tabirdir. Hakaretle falan alakası yoktur. Dini olmayana dinsiz, aklı olmayana akılsız, parası olmayana parasız, mezhebi olmayana da mezhepsiz denir. Bunun kadar tâbii [doğal] başka şey ne olabilir ki? Mesela Efgani, Abduh ve Kardavi bizim mezhebimiz yok diyorlar. Onlara, kendi söylediklerini söylemek yani mezhepsiz demek yalan ve iftira olmaz. Gerçeği açıkça söylemek olur.

Mezhepsizce kitap yazmak da dine hizmet olmaz, dini değiştirmek olur. Dört mezhebin hükümlerini bildiren bir kitap yazmak çok iyi olur. Mesela Mizan-ül-kübra, Mezahib-i erbea uygun kitaplardır. Ama her mezhebin ictihadını yazıp doğrusu budur demek yanlıştır.

Mezhepsizlerin fikirleri
Sual: Bir kimsenin mezhepsiz olduğu nasıl tanınır?
CEVAP
Mezhepsizler değişiktir, kimi Mutezilenin, kimi Cebriyyenin, kimi Şianın, kimi Vehhabinin bazı fikirlerini, kimisi her gruptan bazı fikirleri benimsiyorlar.

Mezhepsizleri tanımak için fikirlerini, inançlarını bilmek gerekir. Fikirlerinden bazıları şöyledir:

Mezhep taassubu tabirini çok kullanırlar. İctihad kapısı açık derler, sapık görüşlerini ictihad gibi gösterirler.

Telfîkı savunurlar. Mezhepleri birleştirmeye kalkarlar. Hangi mezhepteki hüküm akıllarına yatarsa onunla amel etmeye çalışırlar.

Mezhepler bid’attir, Sahabenin mezhebi mi vardı derler.

İmam-ı a’zama, imam-ı a’zam demezler, Ebu Hanife derler.

Eshab-ı kiramdan çoğunu kötülerler. [Halbuki hepsi Cennetliktir. (Hadid 10)]

Bir kısmı, cin ve miracı inkâr eder. Bir kısmı mucizeleri, bir kısmı da kerameti inkâr eder. (Süleyman Ateş’in cinler rüzgardır, demesi gibi…)

Cennette de Allahü teâlâ görülmez derler. Halbuki Kıyamet suresinin (Kıyamet günü ışıl ışıl parlayan yüzler, Rablerine bakacaklardır) mealindeki 22 ve 23. âyetlerini açıklayan Peygamber efendimiz, dolunaya bakıp buyurdu ki:
(Rabbinizi de, [ahirette] böyle göreceksiniz.) [Buhari] (Yaşar Nuri Öztürk, bu hadisi zorlayıp, ay güneşten ışığını alıyor ya, insanlar da Allah’ı göremezler, onun yerine başka bir şeyi görürler gibi görüşlerde bulunmuştur. Oysa ehli sünnet alimleri, görülecektir ama bizim bilmediğimiz bir şekilde, keyfiyetsiz bir halde diyerek bu konuda zorlama yorum yapmamışlar, Kuran ve Hadiste müminler Allah’ı göreceklerdir, hükümlerine uygun amel etmişlerdir.)

Günah işleyen namaz kılmayan kâfirdir, amel imandan parçadır derler.

Peygamberden, evliyadan yardım istemek şirktir, çünkü ölü işitmez derler. Halbuki Kur’anda (Onlar ölü değildir) buyuruluyor. Hadis-i şerifte de, (Kâfir ölüsü de işitir) buyuruluyor. (Buhari)

Kabir sualini, kabir azabını inkâr ederler. (Oysa Zekeriya Beyaz, Peygamber Hadisleri ve İslam alimlerinin 1400 yıllık icmasını ve kıyasını, mezhep görüşlerini unutarak şunları demektedir: İslamiyet' in temel kaynağı, Kur'an' dır. Ana konular ve temel esaslar Kur'an' da mevcuttur. Bunlar arasında, "Kabir azabı şöyle olacak, böyle olacak" diye beyanda bulunan bir ayet yoktur. Aksine, azabın da ödülün de kıyametten sonra, haşır ve neşirden sonra, herkes hesaba çekildikten sonra olacağına dair ayetler bulunmaktadır.)

Ölüye, dua fayda etmez derler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dirilerin duaları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet iner.) [Deylemi]

Sıratı, mizanı, şefaati inkâr ederler. Halbuki bunların hak olduğu âyet ve hadisle sabittir.

İskâta, telkîne ve kabir azabına inanmazlar. Halbuki bu konularda da sahih hadis-i şerifler vardır.

Yalnız Kur’an derler, bazıları da Kitap, Sünnet derler, dindeki dört delili inkâr ederler.
Bir çok hadis-i şerife uydurma damgasını basarlar, İsrailiyat derler. Halbuki hiçbir İslam âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. (Yaşar Nuri gibiler Hadis kitaplarını ve ravilerin bir kısmın zayıf bulmaktadırlar.)

İyi iş yapan Hıristiyan ve Yahudiler de Cennete girecek derler. Halbuki Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Bana iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan Cehenneme girecektir.) [Hakim] (Süleyman Ateş, Yahudi ve Hrisitiyanların en sonunda cennete gidecklerini ifade etmektedir.)

Kur’an değişmiştir derler. Halbuki (Onu biz indirdik, biz koruruz) buyuruluyor. (Hicr 9) (Bunu da Edip yüksel demektedir. Aynı Edip yüksel Kuran’dan 19 ile ilgili şifreler çıkarmakta ve bir yazısında Peygamber Efendimizin (S.A.V.) son resul değil, son nebi olduğu sapık yorumun dile getirmektedir. Yine başka bir hezeyanı da Kuran’da bir yerde Peygamberimiz _sallallahu aleyhi vesellem _ için rahim sıfatının geçmesini Rahim sıfatı Allah’a mahsustur, Kuran’a bu kelime sonradan girmiştir, zaten o kelimeyi oradan çıkarırsak, ondan o ayet önceki ayetler gibi 19 olmaktadır, gibi inanılması güç görüşleri dile getirmiştir.

Namaz üç vakittir derler. Hadis-i şerifte, (Namaz beş vakittir) buyuruluyor. (Buhari)

Yanlış olarak, dinimize aykırı olarak İslami görüş, İslam düşüncesi, İslam felsefesi, İslamcı, Allah’ın mucizesi gibi tabirler kullanırlar. (Bunu da Seyyid Kutup gibi mezhepsizler ve Türkiye’de onu dilinden düşürmeyen İhsan Eliaçık gibi sahte tefsirciler yapmaktadır.)

Kendilerini hanifler, hanifdostları gibi tabirlerle tanıtırlar. Hanifliği bile kendi çıkarlarına alet ederler.
Allah ile Aldatanlar, gibi eserlerde iyi incelenirse, aldatanlardan kasıtlarının bizim mezhep imamlarımız olduğunu görürsünüz.
Hatta ileri gider, eşek arıları, Allah ile aldatanların önde gidenleri, Kuran’ı kafasına göre yorumlayanlar, İslamın ana kapısını terk edenler gibi başlıklarda yazı yazarlar, bunların kim olduğunu söylemezler ama iyi okunursa kıyas yapan Ehli Sünnet alimlerini kastettikleri görünür.

Mezhepsizlerin bir taktiği de şia veya Caferiliğe karşı aşırı övgüleridir. Onları 5. mezhep saymaktan tutun, onlarla aynı saf tutacak kadar İslam kardeşliği söylemleri tutturular.
Bugünkü Aleviliğin Ali (R. A.) ile ne kadar yakınlığı varsa, bugünkü Caferi (İran) Şiiliğinin de o kadar Ehli Beyt’in 2. kuşağı Cafer-i Sadık(R.A) ile alakası olduğunu bilmezlermiş gibi davranırlar. Hatta fetva da verirler: ‘Ebu Hanefi ve Cafer-i Sadık birbiri arkasına saf tutmuşlardır, tabii ki bir Caferinin arkasında saf tutulur, (M.İslamoğlu)’ gibi garip bir fetva vermeye kadar gitmişlerdir.
Oysa bilmezler ki dört mezhebe göre abdest alırken ayaklar tamamen yıkanır ve bu olmazsa ne namaz ne de abdestle yapılacak bir ibadet kabul olmaz, oysa Caferiliğin bozuk şii itikadlarını bir kenara koyup sadece ‘ayağa çıplak bile olsa el ile mesh yapılır ve o abdest olur’ görüşü bile bizim onlardan farkımızı ortaya koymaya yeter.
Caferilik bizim 6 sahih hadis kitabını kabul etmezler ve 4 hak mezhebin kabul etmediği şii hadis kitaplarına dayanarak farz ve sünnetleri yaparlar. Bu bile onlarla bizim ayrı başka bir şey olduğumuzu göstermez mi? Yani İslam’ın temel kaynağı olan Hadiste bile anlaşamamışız. Müslüman olmaları dolayısıyla onlara kafir demesek de, kardeş desek de, namazı arkalarında kılacak, 5. mezhep sayacak kadar ileri gidemeyiz. Çünkü hadis kitaplarımız da, sünnet de, 4 halifemiz de (Ebubekir ve Ömer’ i (R.Anhum) en iyisi bile sevmez, canım sevmesin, diğer Şiiler küfürederler ama onlar sadce sevmezler, ne olacak diyemeyiz, sevmedikleri ve halife kabul etmedikleri için, o iki sahabeden gelen hadisleri kabul etmezler, onların icmasını yok sayarlar, o iki sahabeden gelen hadisler içinde var, diye bizim hadis kitaplarını da ciddiye almazlar. Almasın canım ne olacak, derseniz, sadece Kuran’la amel etmek durumunda kalır ve sonra namaz Kuran’da 3 vakit, gibi mezhepsizliğe yelken açarsınız.) imamlarımız da, ameli ve itikadi mezheplerimiz de ayrılalı ve ayrı bir yol tutturalı 1300 sene olmuş. Bunu bizim mezhebsizler iyi bilir ama işlerine gelmez.)



Dinimiz bir düşünce, görüş değildir
Sual: Özellikle Mısırlı, Suriyeli bazı yazarlar ile onların etkisinde kalan kimseler, İslam dini yerine, "İslam nazariyesi" "İslam düşüncesi", "İlahi şuur", “İlahi görüş birliği” tabirlerini çekinmeden kullanıyorlar. Acaba bunlar müsteşrikler gibi, İslamiyet’in semavi din olduğuna inanmıyorlar mı? Küfre düşürücü ifade kullananın imanının gideceğini bilmiyorlar mı? Yoksa, Ehl-i sünnet itikadına uygun inanmaya önem vermiyorlar mı?
CEVAP
Piyasada Allah’ı tanımakla ilgili ve Allah’ın varlığını ispat etmeye kalkışan kimisi tercüme birçok kitap vardır. Genelde bu kitaplar, akli ve felsefi görüşlerle doludur. Kaynakça olarak gösterilen kitapların çoğu da asrımızdaki bid’at ehli yazarların eserleridir.

İmam-ı Rabbani, imam-ı Gazali, Seyyid Abdülkadir-i Geylani gibi büyük İslam âlimlerinin kitaplarından nakil yoktur. Milyonlarca hadis-i şerif, âlimlerin ictihadları ve hikmetli sözleri varken, bunlardan nakil yapılmayıp, şahsi görüşe, şahsi yoruma yer verilmiş.

Anlaşılan bu tip yazarlar, küfre düşürücü sözleri bilmiyorlar. Zaten Allah’ın varlığını ispat ile uğraşanlar, genelde küfre düşürücü ifadeler kullanıyorlar.

İslam âlimleri, (Allah’ın yaratmak, vücud, muhalefetün-lil-havadis gibi sıfatlarını insanlar için kullanmak veya insanın, akıl, şuur, hafıza ve düşünce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allahü teâlâ için kullanmak küfürdür) buyuruyorlar. [Vücud, kendiliğinden var olmak; muhalefetün-lil havadis de, hiçbir mahluka, hiçbir bakımdan benzememek demektir.]

Mesela bir kimse, (Allah akılsızdır) dese, bu bir hakaret olacağı için küfre düşer. (Allah akıllıdır) dese, bu sefer de, onu yaratık kabul ettiği için küfre düşer. (Allah iyi düşünür) dese yine kâfir olur. Çünkü akıl, şuur, hafıza, düşünme işi, görüş mahluktur, yani yaratıktır. Allah’ın böyle sıfatları yoktur. Bu Yazarlar ise bunun gibi büyük hatalara düşmüştür. (Yaratılmış olanın özelliklerine bakarak, yaratanın özelliklerini bulmaya çalışacağız) diyorlar. İslam âlimleri, (Bilinenle bilinmeyen mukayese edilmez) buyuruyor. Yani yaratıcı ile Onun yarattıkları mukayese edilemez.

Bu yazarlar işe yanlış başladığından yanlış sonuçlar çıkarıyorlar. İnsan vasfı sayar gibi, Allah’ın vasfını sayıyorlar. (Allah çok akıllıdır, hafızası çok geniştir, çok hızlı düşünür, çok çalışkandır) diyorlar. Senâüllah Pâni-püti hazretleri (Allahü teâlânın varlığı, sıfatları, razı olduğu şeyler, ancak Peygamberlerin bildirmesi ile anlaşılır. Akıl ile anlaşılamaz) buyuruyor.

Bu yazarlar kaderi de iyi bilmiyorlar, (İnsan, kendi kaderine tesir eder) diyor. Kader, değişmeyen son şekildir. Kaderi Allahü teâlâ da değiştirmez. Allah’ın vasıflarını bildirirken, âlimlerin kitaplarından alarak, sıfat-ı zatiyye ile sıfat-ı sübütiyyeyi yazsalar, büyük hizmet etmiş olurlar. Kendi görüşlerini, kendi akıllarını din gibi ortaya atıyorlar. Hadis-i şerifte, (Dini aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur) buyuruldu. (Taberani)

Düşünce, bir iş için düşünülen çare veya kıyaslanan neticedir. Görüş de düşünce demektir.
Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir.

Allahü teâlânın bildirdiği hükümlere ilahi düşünce, ilahi görüş, ilahi nazariye, ilahi şuur denmez.
Kur'an-ı kerimdeki hükümlere bile "Kur'ani görüş" diyorlar. Yeni ifadeler kullanmayı marifet sanıyorlar. Bunları kullanmak insanı dinden çıkarır. Böyle yazılara itibar etmemelidir.

İman ne kadar kıymetli ise, zıddı olan küfür de o kadar kötüdür. İmanı kurtarmak için haramlardan kaçarak ibadetleri yapmak ve özellikle küfre düşürücü söz ve hareketlerden sakınmak gerekir. Sakınmayanın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.) [Deylemi]


Kötüye kötü, kirliye pis demek
Sual: Ölü diri bir çok İslam âlimi mezhepsiz diye kötüleniyor. Bid’atçi, eshab düşmanı deniyor, mason deniyor, böylece gıybetleri yapılıyor. Niye böyle yapıyorlar, gıybetleri caiz mi?
CEVAP
Gıybet büyük günahtır, caiz değildir. Hele gerçek âlimleri kötüleyen kâfir olur. Siz soruyu yanlış soruyorsunuz. Şöyle sorulmalıydı: Bazı âlimlere, mezhepsiz, eshab-ı kiram düşmanı falan deniyor. Gerçekten böyle bir şey var mı? Varsa bunların bu hatalarını söylemek gıybet olur mu?

Birinci şekilde soranlar genelde art niyetlidir. Bunların içinde bu art niyetlilerin dolduruşuna gelip de iyi niyetle söyleyenler de vardır. Namazda, kıyam, secde gibi kelimeler nasıl dini bir tabirse, kâfir, sapık gibi kelimeler de dini tabirdir, bunlar şimdi uydurulmadı. İmanın altı esasından birine inanmayana kâfir, dini olmayana dinsiz, mezhebi olmayana da mezhepsiz denir. Mesela Abduh, mezhepsizdir, masondur. Ayrıca Eshab-ı kirama saldıranlar var. Halbuki Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğunu bildiriyor. Mezhepsizler, Hazret-i Osman’a saldırıyor, biz de bakın, Hazret-i Osman’a şöyle deniyor dediğimiz zaman nasıl olur da bir âlimi tenkit edersiniz deniyor. Peki onlar Hazret-i Osman’ı tenkit etme yetkisini kimden aldı? Mezhepsizi tenkit günahsa, onların Cennetle müjdelenen Hazret-i Osman’ı tenkit etmesi sevap mı? Bu kadar insafsızlık olur mu?

İmam-ı Gazali, imam-ı Rabbani gibi âlimleri kötüleyenlere bu yanlış dersek, hemen, Abduh’un dolmuşuna binenler, Abduh gibi soylu âlimler kötüleniyor derler. Bir yiğit çıkıp da, (Eshab-ı kiramı, İslam âlimlerini kötüleyenlere yazıklar olsun) demiyor. Diyenlere de insafsızca saldırıyorlar.

Dinimizi içten yıkmaya çalışan dinde reformcuların ihanetlerini söylemek, kötülemek olmaz. Dinin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlış değildir. Temize pis demek kötülemek olur. Kötülerin kötülüğünü açıklamak, Müslümanları onların zararından korumaya çalışmak farzdır. Bunların dinimize yaptıkları iftiralarını söylemek gıybet olmaz. Gıybet nedir? Gıybet, bir kimsenin gizli bir kusurunu, arkasından söylemektir. Harbilerin [bugün için her kâfirin], bid'at ehlinin ve açıkça günah işleyenlerin bu günahlarını, alış verişte hile yapanların bu hilelerini Müslümanlara duyurup, bunların şerrinden sakınmalarına sebep olmak ve Müslümanlığı yanlış anlatanların bu iftiralarını söylemek gerekir, gıybet olmaz. (Redd-ül-Muhtar 5/263)

Şu halde alış verişte veya dinde hile yaparak Müslümanları kandırmaya çalışanların bu hilesini açığa çıkarmak gıybet olmuyor, dinin emrini bildirmek oluyor. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Yalanlar yazıldığı, âdetler ibadetlere karıştırıldığı ve Eshabıma dil uzatıldığı zaman, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.) [Ebu Nuaym, Deylemi]

(Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin, gücü yettiği halde doğruyu bildirmeyen âlimin hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [Ebu Nuaym]

(Bid'atler yayılıp, bu ümmetin sonra gelenleri, öncekilere lanet edince, ilim sahipleri bunu herkese bildirsin! Bildirmeyip ilmini gizleyen, Kur'anı gizlemiş sayılır.) [İ.Asakir]

Bu hadis-i şerifler de gösteriyor ki, kötülük edenlerin, bid’at ehlinin yanlışlarını açıklamak gıybet değil, dinin emridir. Dinin bu emrini yapmaya çalışanları kötülemek de yanlıştır.

Bölücüleri dışlamak ve lanetlemek
Reşat Halife’ye elçi [Peygamber] diyen mürted birisi bir Müslümana şunları diyor:
(Dünyada bir milyar Müslüman var deniyor da; ama siz grupları dışlıyorsunuz. Vehhabilere, rafizilere, haricilere, mutezileye, cebriyeye sapık diyorsunuz, bunları düştünüz mü bu sayıdan? Bahaileri, Kadiyanileri, Mason Afganicileri de düştünüz mü bu sayıdan? Irkçılar, kafatasçılar da sapık sayılır, silin onları da. Peygamber Reşat Halife taraftarlarını bu rakamdan düştünüz mü?
Ülkemizde birçok ateist, mason var, bunları da düştünüz mü? Peki milyonlarca fahişe ve homo var, sapık diye bunları da düştünüz mü? Eeee kim kaldı, kaç kişi kaldı biliyor musunuz? sadece siz... yani bir kişi... Bir siz Müslümansınız, öyle mi?)
CEVAP
Bu mürted, bu yazıyı grupları savunmak için yazmadı. Amacı, Reşat Halife’yi savunmak. Bâtıl ehlinin değişmez taktikleri vardır. Mesela militan komünistler, (Hazret-i Ali, Fatih Sultan Mehmed ve Mao gibi büyükleri kötülemek yanlış olur) derler. Maksatları Hazret-i Ali ve Fatih Sultan değildir. Mao’yu övmek için böyle numara yapıyorlar. Bu 19 cular da, Reşat Halife’yi övmek için güya diğer grupları savunuyormuş rolüne giriyorlar. Yoksa kendi aralarında, bütün grupları cahillikle, Resulullaha, hadislere uymakla suçluyorlar. Web Siteleri meydanda. Bölücülük, bozgunculuk yapıyorlar. Kur’an-ı kerime kesinlikle inanmıyorlar. Kur’an-ı kerimde bozguncular lanetleniyor. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]

(Allah ve Resulünü incitenlere, Allah lanet etmiştir.) [Ahzab 57]

(Biz kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara159]

(Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

(Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. Allah bunlara lanet etsin!) [Tevbe 68]

(Hep birlikte Allah’ın ipine [İslamiyet’e] sımsıkı yapışın; parçalanmayın, bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman iken, O, gönüllerinizi birleştirip nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında iken de oradan sizi kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.) [Al-i İmran 103]

Görüldüğü gibi yukarıdaki âyetlerde (Birlik olun, parçalanmayın, bölünmeyin) ve (Bozgunculuk yapmayın, bozgunculuk yapanlara Allah lanet etsin) buyuruluyor. Resulü de, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak 72’si Cehenneme gidecek) buyuruyor. (Tirmizi)

Demek ki sapıklara sapık demek Allah’ın ve Resulünün emridir. Birbirine zıt bu kadar fırka var. Hepsinin de doğru olduğu nasıl söylenebilir? Hatta bu fırkaların hepsinin doğru olduğunu söylemek Allah ve Resulünü yalancı çıkarmak olur. Allahü teâlâ (Fırkalara ayrılmayın) buyuruyor. Resulü, ayrılacak olan 72 fırkanın sapık olduğunu ve hepsinin de Cehenneme gideceğini bildiriyor.

Sapığa sapık, kâfire kafir denmez mi? Peygamberim diyen Reşat halifeye zındık dedirtmemek için ne numaralar çekiliyor, yapmadıkları hile kalmıyor. Kur’an-ı kerimde, (Kur'anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9], (Allah’ın kelamını [Kur'anını] kimse değiştiremez.) [Enam 115] buyurulduğu halde, Reşat Halife isimli zındık, (Tevbe suresinin son iki âyeti sonradan ilavedir) diye Allah’ı yalancı çıkarmaya çalışıyor. Bu 19 cuların oyunlarını iyi tespit etmek gerekiyor.


Önce temel bilgi gerekir
Bazı okuyucular, İbni Teymiye’nin veya İbni Sebe’nin yanlış görüşlerinin neler olduğunu soruyorlar. Mesela, (İbni Teymiyeci bir arkadaşımız var. İbni Teymiye’nin hatalarını bildirin de arkadaşımızı vazgeçirelim) diyorlar. Abduh’u, Kardavi’yi veya daha başkalarını soruyorlar.

Bunların yolundan giden kimseler, Ehl-i sünneti bilmedikleri için verilecek cevaplar onları tatmin etmez. Çünkü temel dini bilgileri yok. Cevap olarak onlar mezhepsiz desek, temel bilgileri olmadığı için, vehhabilerden duyduklarını tekrarlayıp, “Âlimin mezhebi mi olur, Eshabın mezhebi mi vardı” diyeceklerdir. Kerameti inkâr ediyorlar desek, yine onların etkisiyle, papağan gibi ezberlediklerini tekrarlayıp, “keramete inanmak şirk” diyeceklerdir. O sapıklar, “Allah’a inanan herkes, Cennete gidecektir” diyorlar, Hıristiyan ve Yahudileri de Cennete sokuyorlar desek, doğrusu da öyle değil mi diyeceklerdir. Bunun gibi yüzlerce şey söylense verecekleri cevaplar aynıdır. Çünkü din düşmanları onları papağan haline getirmiştir. Bu acı durumlardan kurtulmak için önce temel din bilgilerini bilmek gerekir.

İman nedir? Hak din hangisi? Mezhep ve mezhepsizlik nedir? Mucize ve keramet nedir? Bunları doğru olarak bilenin Ehl-i sünnet olduğu anlaşılır. Bunları bilene, sapıkların sapıklığını anlatmak kolaydır. (İbni Teymiye, Cehennemin ebedi olduğunu inkâr eden bir mezhepsiz) dersek kolayca anlar. Muhatabımız Ehl-i sünnet değilse böyle söylememizin hiçbir kıymeti kalmaz.

Bir örnek verelim. Mesela imanı anlatalım:
Amentü’deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Yani bu altı esastan birini inkâr eden kâfir olur. Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Ahirette kurtulmak, ibadetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. Elimizde sağlam ölçü vardır. Ehl-i sünnete göre iman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmaktır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe [Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] Ancak böyle inananlar Ehl-i sünnettir.

Amentü’deki bu altı esasa inanan kimse, bilir ki, Yahudiler de Hıristiyanlar da, her peygambere ve her semavi kitaba inanmazlar, mesela Muhammed aleyhisselamı Peygamber ve Kur’an-ı kerimi semavi kitap kabul etmezler. Peki bunlara iman sahibi demek mümkün mü? Elimizdeki sağlam ölçüye uymamaktadır. Kur’an-ı kerimde (Hak din ancak İslam’dır) buyuruluyor. Yahudilik ve Hıristiyanlık hak din denmiyor, aksine, (Onları dost edinenin Allah’ın düşmanı) olduğu bildiriliyor. Amentü’yü Ehl-i sünnet gibi inanana imanı anlatmak kolaydır. Amentü’ye inanmayana da sözümüz yoktur. Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği bilgilere kalbin inanması demektir. Bu bilgileri araştırıp anlamak gerekmez. (Hadika)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyurdu ki:
İman, kalbin tasdiki, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz. Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. (2/67)

Diğer hususlar da iman örneğindeki gibidir. Ehl-i sünnete uymayan kitap ve yazarlardan uzak durmalı. Çünkü bunlar, yaldızlanmış necasete veya altın kupada sunulan zehire benzer. Süsüne, kabına veya görünüşüne aldanıp, sonsuz saadetten mahrum kalmamalıdır.


Mezhepsizlerin taktikleri
Sual: Mezhepsizleri iyi tanıyabilmek için onların taktiklerini bilmemiz iyi olmaz mı? Bu taktiklerden önemlileri nelerdir?
CEVAP
Doğru bilinirse yanlış meydana çıkar. Doğru tektir, yanlış çoktur. İlim öğrenmek için yanlışları değil, doğruyu öğrenmek gerekir. İki noktadan ancak bir doğru geçer. Sayısız eğri çizgiler çizilebilir. Eğriyi öğrenmek lüzumsuz. Çünkü doğru bilinince ondan başka her şeyin yanlış olduğu meydana çıkar. İmanın şartının altı olduğu öğrenilince, beş veya yedi diyenlerin yanlış olduğu kendiliğinden meydana çıkar.

Ehli bid’atin taktiklerinden bazıları şöyledir:

1- Herhangi bid’at ehli, birini büyük bir zat olarak takdim edebilmek için, büyük zatların arasına sokup takdim ederler. Mesela şöyle derler:
(Ebu Hanife, imam ibni Teymiye ve Gazzali gibi büyük zatlara dil uzatılmaz.) [Burada sapık ibni Teymiye iki büyük zat arasına konmuştur.]

Bir Maocu da aynı taktikle şöyle demişti:
(Fatih ve Mao gibi büyük zatların kıymetini bilmeli.)

2- Hurafeleri sayıp araya sünnet olanları katarlar. Mesela derler ki:
(Yatırlara çaput bağlamak, mum dikmek ve ölü için Kur’an okumak hurafedir.)

Çaput bağlamak, mum dikmek caiz değil ama, ölü için Kur’an okumak sünnettir. Mason Abduh gibi reform istiyorum diyen şair de aynı teraneyi okur:
(Bu Kur’an inmemiştir, ne fal bakmak için, ne de kabirde okumak için.)
Görüyorsunuz aynı taktik. Elbette Kur’an-ı kerim fal bakmak için inmedi, ama ölülere okunmasını Resulullah efendimiz defalarca bildirdi.

Evliyadan yardım istemeye karşı çıkarak yatırdaki evliya zata leş diyor:
(Bu hakkı ne taştan, ne de leşten istemeli.)
Burada da taşın yanı sıra asıl maksadını bildiriyor.

3- Rahmet için söylenmiş farklı hadis-i şerifleri bahane edip diyorlar ki:
(Peygamber bir öyle bir böyle söylemez, onun için hadisler bize delil olamaz. Kur’andan başkasına bağlanmamak gerekir.)

4- Mezhepler arasındaki rahmet olan farklı ictihadı bahane edip, sapıkların sözlerinin de bir ictihad olduğunu söylüyorlar:
(Şeyhülislam ibni Teymiye’nin de, imam Şevkani’nin de farklı ictihadları tenkit edilmemeli.)

5- Hakiki İslam âlimlerini gözden düşürmek için şöyle diyorlar:
(Her âlim bir şey söylüyor, hangisinin doğru olduğunu nereden bilelim. Onun için yalnız Kur’ana uymak lazım.)

6- Tesettürün aleyhine konuşurlar. Kapanmayı emreden açık bir âyet yok derler. Mevcut âyetleri de değiştirerek şöyle diyorlar:
(Allah başınızı örtün demiyor, yakanızı göğsünüzü örtün diyor.)

7- Namazdaki tesettürü inkâr edip şöyle diyorlar:
(Allah her şeyi görür. Onun için hiçbir şey perde olmaz. Karanlıkta da görür, elbiseli iken de görür. Onun için, kimse yok iken namazı çıplak kılmanın mahzuru olmaz.)

8- Dini hükümleri bozmaya çalışıp diyorlar ki:
(Kur’anda sadece inek ve koyun kurban edilir demiyor, balıktan da olur horozdan da olur, herkes gücünün yettiğini keser.)

9- Ezanı ve namazı bozmak için Türkçe yapılmasını isteyerek diyorlar ki:
(Anlamadan yapılan ibadetin faydası olmaz. Ezanda da, namazda da her millet kendi dilini esas almalıdır.)

10- Dinde reform yapmak, yani dini değiştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Diyorlar ki:
(Zaman sana uymazsa sen zaman uy demişler. Luther’i örnek alarak dinin zamana uymayan yönlerini değiştirmek gerekir.)

11- Kuranın ana kapısından girin, vahiy üsütündür, Kuranda çelişki yoktur, Kurani hayat, üç Muhammed, gibi sözlerle insanları Kurandan sonraki kaynaklardan soğuturlar: Genel olarak yazılarında sorun olmasa da, yaptıkları ve yazdıkları dine uygun görünse de bir yerlerde Mezhepsizlik fikri fışkırır:
Örnek: Ve kendisi o tarihten sonra Kur'an'la yol alır. Kur'an onu fıtratına doğru çeker getirir. Sonunda Allah Rasulü'nün ve sahabenin girdiği İslam'ın ana kapısından o da girer. İslam'ın ana kapısı vahyin kapısıdır. (Mustafa İslamoğlu)
Örnek 2: Hz. Peygamber'in kişisel içtihatları söz konusu olduğunda, onun kutlu arkadaşları hiç muhalefet ederler miydi? (Mustafa İslamoğlu)
Örnek 3: Müslüman", Allah Rasûlü’nün bildirdiklerine anladığı kadarıyla uyandır!
"Müslümanlık", Allah Rasûlü`nün bildirdiklerini kendi kapasiteleri kadarıyla anlayıp yorumlayan insanların genel kabulüdür!. Buna, bütün müslümanlar dahildir. Her birimiz, görgümüz, kültürümüz, yetişme ortamımız, kabiliyet ve istidadımız; bizim yetişmemizde rol oynayan insanların kapasiteleri ve nihayet yetiştiğimiz ortamın toplumsal şartlanmaları ile değer yargıları sonucunda kişisel yorumlarda bulunuruz "DİN" hakkında; ki bu da, Müslümanlığı oluşturur.. (Ahmet Hulusi veya diğer adıyla ahmed Baki)
Örnek 4: Çözümün Vahye dönüşte olduğunun farkında olan ve bunu dillendirenler de aslında az değil…. Kur'an'ın yolundan gittiğini iddia edenlerin vahyin öğrettiği usule uymadığı görülebiliyor….
Örnek 5- Hasılı Kur'an'da başörtüsünün bulunduğuna dair deliller güçlü ve çok, bulunmadığına dair delil ise yoktur…(İslam ümmetinin 1400 yıldır yaptığı örtünme icmasına hiç değinmiyor bile)… Başını örten Müslüman kadınlarımız ve kızlarımız, güvendikleri alimlerin tefsir, meal ve açıklamalarına dayanarak örtünüyorlar. (İslamın emridir, diye örtünüyorlar demiyor) Hayrettin Karaman)
12- Bu mezhepsizler, kendileri açıkça mezhebsizim diyemeyip de Mezhebe girmek mecburidir de diyemeyip mezhebe girmek caizdir, diyen sahte alimleri bir mezhep alimi gibi gösterirler:
Örneğin; mezheplerin bu konuda görüşleri şunlardır der ve Maliki mezhebinin görüşleri yerine örneğin tarihte kendini maliki gösteren bidatçi İbni Rüşt’ün görüşlerini söylerler. Ya da Hanbeli mezhebindeki alimler, namaz kılmayanı öldürün demişler, diye aslında mezhepsiz olan ama kendini Hanbeli olarak gösteren Teymiyye veya Vehhabbi-Suudilerin görüşlerine başvururlar. Hatta mezhepleri kötülemek için yeri geldiğinde mezhepler birbirlerini küfür ile itham etmişlerdir, derler ama küfür ile itham edenlerin Hanbeliyim diyen bir sapık ile gerçek ehli sünnetim diyen bir Hanefi alim arasında olduğunu söyleyemezler.
13- Mezhepsizlerin bir tuzağı da örneğin Hacc’ın güzelliklerini anlatan bir yazıda Muhammed Esed gibi Yahudilikten İslam alimliğine (!) terfi eden bir Kuran sapık mealcisinin izlenimlerini aktarmaları, burada baştan sona Haccın kimse tarafından inkar edilemeyen güzellikleri anlatılsa da arka planda asıl övülenin veya topluma kabul ettirilenin M. Esed olduğu gerçeğidir. Bunu gibi yüzlerce örnek vardır.
14- Mezhepsizlerin bir diğer tuzağı da Başörtüsünü veya bir İslami meseleyi savunuyor, görünüp bir iki savunan görüş söyledikten sonra, basın yayında yüzlerce din düşmanı ateist kökenli yazarların görüşlerini aktarıp okuyucunun kafasını karıştırmalarıdır. Bunu Hayrettin Karaman ve Yaşar Nuri Öztürk çok yapmaktadır. Örneğin bir makalede Ehli Sünnet alimi Ebu Hanefi’nin Değerli Şahsiyetleri başlıklı bir yazıda onun değerini birkaç satırda anlattıktan sonra ‘Ama hakkında bidatçi, sapık, Kuranı kendi kafasına göre yorumlamış diyenler de vardır.’ Diyerek sayfalar dolusu karşıt yazıya yer vermelerine dikkat etmeli ve bunlardan uzak durmalıyız.
Bunların oyununa gelmemelidir.

Sinsi planlar
Sual: Yabancıların, birlik ve beraberliğimizi bozmak, dinimize zarar vermek için uyguladıkları belli başlı planları nelerdir?
CEVAP
Planları çoktur. Fakat özellikle şu yollarla saldırıyorlar:
Âlimlere olan itimadı yıkmak, Mezhepleri birleştirerek herkesi mezhepsiz yapmak, Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmak, halifeleri gözden düşürmek, kapalı ictihad kapısını kırarak açmak, Hadis-i şeriflere olan itimadı sarsmak, meal okumayı teşvik.

Şimdi bunları teker teker cevaplandıralım:
1- Âlimlere olan itimadı yıkmaya çalışıyorlar. Halbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Bu misalleri ancak âlimler anlar.) [Ankebut 43]
(Bilmiyorsanız âlimlerden sorun!) [Nahl 43]
(Bilenle bilmeyen bir olur mu?) [Zümer 9]

Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:
(Âlimlere tâbi olun.) [Deylemi]
(Âlimler benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym]
(Âlimler, kurtuluş rehberleridir.) [İbni Neccar]

2- Mezhepleri birleştirerek herkesi mezhepsiz yapmak istiyorlar. Mason Abduh’un çömezi Reşit Rıza ile onları taklit eden mezhepsizler, mezheplere saldırıyorlar. Halbuki mezhepler kardeştir. Birinde yapılması güç olan şey, ötekine göre yapılır. Bunun için Peygamber efendimiz, (Âlimlerin farklı ictihadları, mezheplere ayrılmaları rahmettir) buyuruyor. (Beyheki)

3- Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmaya çalışıyorlar. Maksatları onların rivayet ettiği hadis-i şeriflere ve onların topladığı Kur'an-ı kerime gölge düşürmektir. Halbuki Allahü teâlâ hepsinden razı olduğunu, hepsinin Cennetlik olduğunu bildiriyor. (Tevbe 100, Hadid 10)

Rafizi meşrepli kimseler de, “Müslüman Müslümanla savaşmaz” diyerek Hazret-i Ali ile savaşan eshab-ı kirama kâfir diyerek hakaret ediyorlar. Halbuki iki Müslüman ordunun savaşabileceği Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. İki tarafa da kâfir denmez. Çünkü, (Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz) buyurulmuştur. (Hücurat 9)

4- Asırlardır gelen halifelerin gerçek halife olmadığı, onların hilafetinin sahih olduğunu söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadığı, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimat edilemeyeceği fikrini yaymak istiyorlar. [Âlimlere itimat sarsılınca, onların bildirdikleri dine de itimat kalmaz.]

5- Geri kalışımızı yeni ictihadlar yapılmayışına bağlamaya çalışıyorlar. Kur'an-ı kerimin yanlış şekilde tevil ve tefsirleri yapılarak yeni görüşler çıkarmak suretiyle dini bozmaya çalışıyorlar.

6- Hadis-i şeriflere olan itimadı sarsmaya çalışıyorlar. Halbuki hiçbir hadis kitabında ve hiçbir İslam âliminin kitabında uydurma hadis yoktur. İslam Âlimleri din düşmanları tarafından, din kitaplarına sokmaya çalıştıkları sözleri kitaplarına almamışlardır. Bazı cahil okuyucular, bir hadisi Kur’ana göre ölç ona göre yaz diyorlar. Sanki imam-ı Buhari ve diğer hadis âlimleri bir hadisi kitaplarına alırken Kur’ana uyup uymadığını anlamamışlar da biz mi anlayacağız?

7- Herkesin meal okumasını teşvik ediyorlar. Böylece her anlayışa göre farklı görüşler meydana çıkmasına, yani dinde anarşi çıkarmaya çalışıyorlar. Mesela Kur’anı yanlış tevil ederek, namaz üç vakittir, tesettür farz değildir, tavuktan, balıktan kurban olur diyorlar. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize Kur’anı açıklamasını emretmiştir. (Nahl 44)

Peygamber efendimiz de, Kur'an-ı kerimi açıklamıştır. Onun için Kur’anı yorumlamak için Resulullahın açıklamasına bakmak şarttır. Onun açıklamasından farklı yorumlar getirmek dinde reform olur. Hatta Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerini de âlimler açıklamış, bize onlara uymaktan başka şey bırakmamışlardır.

Bu oyunlara bilmeden alet olmak gaflet, bilerek alet olmak hainlik olmaz mı?

Çirkin olan doğrular
Bir kimse kendini övse, söyledikleri doğru da olsa, hoş olmaz. Çünkü, (Çirkin olan doğru, kişinin kendini övmesidir) demişlerdir. Başkalarını kötülemek için söylenen doğru sözler de çirkindir.
Öteden beri mezhepsizlerin söylediği çirkin doğrular vardır. Sözleri doğru ise de, hep böyle söylemek yanlıştır. Bu çirkin doğrulardan bazıları şöyledir:

1- (Peygamber Allah’ın helal ettiğini haram edemez) diyorlar. Sanki Peygamber efendimiz böyle bir şey yapıyormuş intibaını vermek için böyle söylüyorlar.

2- (Peygamber de Allah’ın sözlerini değiştiremez) diyorlar. Sanki böyle bir şey yapılıyormuş intibaını vermeye çalışıyorlar.

3- (Peygamber de insandır, ona tapılmaz) diyorlar. Sanki tapan var.

4- (Peygamber de insandır; Allah değil ki, o da yanılabilir) diyorlar. Peygamberimiz de insandır. Fakat insanların ve Peygamberlerin en üstünüdür; beşerin efendisidir. Dini hükümlerde yanılması söz konusu değildir. Dünya işlerinde yanılması caizdir. (Yanılabilir) diyerek, dini hükümlere gölge düşürmeye çalışıyorlar.

5- (Peygamber de gaybı bilmez) diyorlar. Evet Peygamber de gaybı bilmez. Ancak bu devamlı değildir. Bir gün Resulullahın devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip, (Hani göklerden, Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor) dediler. Münafıkların bu sözü Resulullaha ulaşınca, (Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Başkasını bilmem. Şu anda Rabbim, bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem, şu anda falanca yerdedir) buyurdu. Tarif edilen yere gidip, deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular. Kur’an-ı kerimde de gaybı ancak Allahü teâlânın bildiği, fakat dilediği Peygamberlere de bildirdiği beyan edilmektedir.

6- (Hadisler mucize değil; ama veciz sözlerdir) diyorlar. Hadis-i şerifler, âyet-i kerimeler gibi lafızları mucize değildir. Fakat Peygamber efendimizin dine ait sözleri vahiy mahsulüdür. Gelecekte olacak şeyleri bildirmiş, birçok mucize söz söylemiştir. Mesela kıyametin büyük ve küçük alametlerini bildirmiş, küçük alametlerin çoğu meydana çıkmıştır. Bunlar mucizedir. Mezhepsizler daha ileri giderek, (Kur’an varken sünnete ihtiyaç yok!) diyorlar. Böylece hadis-i şerifleri inkâra kalkışıyorlar. Halbuki Kur’an-ı kerimin birçok yerinde, (Allah’a ve Resûlüne tâbi olun!) buyuruluyor. Niçin Allah’tan başka “Peygambere de tâbi olun!” buyuruluyor?

Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın bildirdiklerini bize anlatıyor, açıklıyor. (Onun söylediği vahiyden başka bir şey değildir) ve (Peygamberin emrettiklerine uyun, yasakladıklarından sakının!) buyuruluyor. Bir hadis-i şerifte, (Resulün haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir) buyurulmuştur. Peygamber efendimize uymak, Allah’tan gayriye uymak değildir.

Kur’an-ı kerimde, yalnız Allahü teâlâya değil, Resulüne de itaat edilmesi emrediliyor (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur) buyuruluyor. Demek ki, Resulullahın hadis-i şeriflerine uymak, Allah’a uymaktan başka değildir. Kur’an-ı kerimde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) buyuruluyor. Âlimlere sorup onlara tâbi olmak da, Allah’tan gayriye tâbi olmak değildir. Allahü teâlânın emrine uymak olur

7- (Kusursuz kul olmaz. Âlimler peygamber değil ki onların da hatası olur) diyorlar. Kusursuz kul olmaz sözü doğrudur. Fakat âlimlerin sözlerinde hata vardır intibaını vermek yanlıştır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.)

O halde, âlimin hatası da dinde senet olduğu için, hata demek yanlıştır. Onun hata ettiği de bilinemeyeceği için, âlimlerin hata ettiğini söylemek çok yanlıştır. Çünkü Peygamber efendimiz, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruyor. Peygamberlerin vârislerine dil uzatmak, vârisin sahipleri olan Peygamberlere dil uzatmak olur.


Anarşi çıkarmak istiyor
Mezhepsiz bir yazar diyor ki:
1- İslamiyet, hilafetin saltanata çevrilmesi ve ictihad kapısının kapatılması ile yıkılmıştır. Ateş oduna düşman olduğu gibi, sultanlar (padişahlar) da ictihada düşmandır. Dört halifeden sonra, hilafet sultanlığa (padişahlığa) çevrildi. Hilafet ancak Ömer’in yaptığı gibi şura ile seçilir. Başka türlü seçilenlerin hilafeti sahih değildir.
CEVAP
Mezhepsizler tarafından da kitapları muteber kabul edilen Şah Veliyullah-ı Dehlevi hazretleri, İzalet-ül-hafa kitabında buyuruyor ki:

("Halife dört şekilde seçilir:
Birincisi, âlimlerden, hakimlerden, kumandanlardan ve diğer söz sahiplerinden, bir araya toplanmaları kolay olanların seçmesi ile olur.

İkincisi, halifenin, birini seçerek vasiyet etmesidir. Hazret-i Ömer’in seçilmesi böyle oldu.

Üçüncüsü, halifenin vasiyet ettiği bir kaç kişi arasında birini seçmektir.

Dördüncüsü, birinin güç kullanarak, hilafetli zor ile elde etmesidir. Böyle güç kullanarak hilafeti ele geçiren zat, ya hilafete ehildir veya değildir. Ehil ise, mesele yoktur. Hilafet şartlarına malik değilse, böyle olan halifenin İslamiyet’e uygun olan emirleri kabul edilir. Bunun emri ile cihada gidilir. Abdülmelikin hilafeti böyle idi.") [Böyle halifelere de beyat edilince meşru olacakları, İbni Abidin’de ve Hadika’da da bildirilmektedir.]

Osmanlı halifelerinin seçilme şekilleri, Hazret-i Ömer’in seçilişine benzemektedir. Halife, kendisinden sonra gelecek olanı vasiyet ediyor. Halife dilerse, kardeşini veya oğlunu tavsiye edebilir. Nitekim Hazret-i Ömer’e (Yerine halife olarak oğlunu tayin et!) dediklerinde onlara, (Hilafet zor bir iştir. Bir aileden bir kurban kâfidir) buyurarak oğlunu halife olarak vasiyet etmedi. Etseydi elbette caiz olurdu.

İctihad kapısını kimse kapatmamıştır. Ehli olmadığı için kendiliğinden kapanmıştır. İctihad edip etmemekle, geri kalışımızın bir alakası yoktur. Binlerce insan kendisinin ehil olup olmadığına bakmadan, kitap yazıyor. Madem ictihad yapılmadığından geri kaldık, şimdi herkes ictihad yaptığı halde niçin ilerlemiyoruz?

2- Sultanlara ses çıkarmayan âlimler, birer saray mollasıdır. Resmi vazife alan Osmanlı şeyhülislamları da birer saray ulemasıdır.
Müslümanlıkta bütün başlar Allah’a bağlıdır. Sultanlık sisteminde ise, baş başa, baş padişaha bağlıdır. Bu bakımdan Müslümanlığı yıkan emirlik [amirlik] sistemidir. Emirin her emrine itaat eden, kula kul olmuş demektir.
CEVAP
Mezhepsiz yazar, amire, idareciye gösterilmesi gereken itaati kırmak, disiplini bozmak ve anarşi çıkarmak istiyor. Halbuki dinimiz emire [amire, idareciye] itaati emretmektedir.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Siyah başlı habeşli bir köle de olsa emirinize itaat edin!) [Buhari]

(Emirinizin beğenmediğiniz işlerine sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan [itaatsizlik eden, fitne çıkaran] cahiliye ölümü ile [yani imansız] ölmüş olur.) [Buhari]

Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, şeytan gibi emirlerin geleceği zamanlar olacağını bildirince, Eshab-ı kiramdan Hazret-i Huzeyfe, (Ya Resulallah o zamana yetiştirsem ne yapayım?) diye sordu. Resulullah buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa da, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buhari]

Hadika’da ve Redd-ül-muhtar’da (Emire isyan etmek fitnedir. Zalim olan emire de itaat vaciptir. Berika’da ise, (Emirin dine uymayan emirlerine fitneye sebep olmamak için karşı gelmemelidir!) deniyor. Yine bu kitaplardaki hadis-i şerifte, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin) buyuruluyor.

Dinimiz böyle emrederken, yazar, halifeye isyan etmedikleri için âlimlere "Saray uleması" diye saldırıyor. (İmam-ı a'zam halifenin zulümlerine isyan ettiği için şehid edildi) diyerek hadiseyi çarpıtıyor. Herkesin bildiği gibi hadise şöyle:

İmam-ı a'zam hazretlerine kadılık teklif edilir. (Ben kadılık yapamam) buyurur. (Yalan söylüyorsun) derler. (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurur. Çok takva ehli olup, dünya makamına kıymet vermediği için kabul etmez.

3- Sultanlık sisteminde, insan, Allah’ın değil, padişahın kuludur. Onun için padişah, halka "Kullarım" derdi. Sultanlığa karşı çıkanlar, soylu mücadele verenlerdir. İmam-ı a'zam, vazife almadığı için gerçek âlim olduğunu ispat etmiş, halifenin zulümlerine isyan ettiği için de şehid edilmiştir.)
CEVAP
Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları değişir. Mesela Mevla kelimesi, yedi manaya gelir. Daha çok ilah, efendi, köle manasında kullanılır. (Mevlanın rahmeti bol) cümlesindeki mevla, ilah manasındadır. (Mevlana Celaleddin)deki mevla da efendi demektir. Şimdi biri çıkıp da (Sen Celaleddine ilah dedin) diyebilir mi?

Bunun gibi kul kelimesi de mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tâbi, mensub gibi manalara gelir. Şimdi birisi nezaket olsun diye (Bendeniz) dese, bende ise kul, köle demek olduğu için, (Sen karşındakine bendeniz demekle onu ilah yaptın) demek caiz olur mu? Padişahlar, tebasından sadık yardımcılarına "Kulum" derdi. Burada kul, "Sağ kolum” demektir. Sultana ait seçkin askerlere (Kapı kulu) denirdi.

4- Dört halifeden sonra, başa gelenler, ibadetleri değiştirmiş, dini kendilerine uydurmuşlardır. Bugünkü din, Allah’ın gönderdiği dinden çok farklıdır. Bu fark Allah’ı bile hayrette bırakıyor. Dört halife zamanında Beytülmalın adı halkın malı idi. Dört halifeden sonra, Beytülmal yani devletin malı denmiş ve başa geçenler, kendileri istedikleri gibi kullanmışlardır.
CEVAP
Halifeleri, dini değiştirmekle suçlamak da diğerleri gibi alçakça bir iftiradır. İnsan bilmediği bir şey ile karşılaşınca hayret eder. Fakat Allahü teâlânın bilmediği şey olur mu? Allah hayret eder mi? İkincisi de, -haşâ- Allah’ın hayret ettiğini bu yazar nereden biliyor?
Dinimiz, Beyt-ül-malın gelirlerini ve nerelere sarf edileceğini, bunda kimlerin yetkili olduğunu bildirmiştir. Yazar, halifeleri, halkın malını yemekle suçlamaktadır. Müfteri yazar diyor ki:

5- Eshaba dokunulmaz gözü ile bakanlar, sultanlık sisteminin uşaklarıdır. Mısırlı, Suriyeli, Pakistanlı bazı soylu âlimler, Eshabın hatalarını söyleyince sultan uşaklarının hücumlarına uğramışlardır. Biz eshaba kin beslemiyoruz. Çünkü (Önce iman eden kardeşlerinize [eshaba] kin beslemeyin!) âyeti eshaba kin beslemeyi yasaklıyor, fakat onların yaptığı cinayetleri açıklamayı yasaklamıyor. O altın nesle kin beslenir mi hiç? Kin beslemeden onların zulümlerini açıklamak ilmi bir vazifedir.
CEVAP
Diyelim ki, Mısırlı yazarın biri, Cennetle müjdelenen, kendisine hesap bile sorulmayacak olan Hazret-i Osman’a dil uzatsa, "Beyt-ül-malın paralarını çarçur edip yedi, akrabalarına yedirdi" dese, biz de, "Bu mısırlı yazar, Eshab-ı kiramdan birine dil uzatıyor" desek, bu müfteri yazarlar, hemen "Mısırlı soylu âlimler saldırıya uğramıştır" diye yaygara koparırlar. Vicdansızlar, "Hazret-i Osman’a hiç dil uzatılır mı?" demezler. Eshab-ı kirama saldıran adi kimselere, soylu veya âlim denir mi hiç?

Eshab-ı kiramın dokunulmazlığı var mıdır, yok mudur? Onların hataları olsa bile söylemek caiz midir, değil midir? Allahü teâlâ ve Resulü bu hususta ne buyuruyor?

Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramın tamamından razı olduğunu bildiriyor. (Maide 119, Tevbe 100, Mücadele 22, Beyyine 8, Feth 118)

Allahü teâlânın bütün sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da sonsuzdur. Onun için, Eshab-ı kiramdan hiçbiri, sonradan sapıtıp kâfir olmamıştır. İstisnasız hepsinin Cennetlik olduğunu da Kur'an-ı kerim haber veriyor. (Hadid 10)

Allahü teâlânın hepsinden razı olduğu ve hepsini Cennete koyacağı müstesna insanların, olsa bile, hatalarını söylemek, gıybet etmek caiz midir? Hadisi şerifte buyuruldu ki:
(Eshabım anılınca, dilinizi tutun!) [Taberani]
(Eshabımın kusurlarını anlatmayın!) [Deylemi]
(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın!) [Buhari]

Yalnız Eshab-ı kiramı değil, ölmüş bir Müslüman bile kötülenmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kötülüklerini söyleyerek ölülerinizi üzmeyiniz!) [Tirmizi]

Eshab-ı kiram, bizim ölülerimiz değil midir? İngilizlerin ölüsü olmadığı için onlar Eshab-ı kiramı kötüler. Fakat onlara alet olan müfterilere ne demelidir?

Eshab-ı kiram arasında kelleler uçurularak fitne çıkarıldı. Bunlardan da mı söz etmeyeceğiz? Peygamber efendimiz bu hususta buyuruyor ki:
(Eshabım arasında fitneler çıkacaktır. Allahü teâlâ, o fitnelere karışan Eshabımı, benimle olan sohbetleri hürmetine af ve mağfiret edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karışan Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim]

Yukarıda bildirilen âyet-i kerime ve hadisi şerifler, Eshab-ı kiramı üzecek hiçbir söz söylemenin caiz olmadığını bildiriyor. Onun için Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Eshabıma dil uzatan hariç, kıyamet günü herkesin kurtulma ümidi vardır.) [Hakim]

(Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, Eshabıma dil uzatanların üzerine olsun! Onların ne farz ne de nafile ibadetleri kabul olmaz.) [Ebu Nuaym]

Yabancıların ibadetlerinin kabul edilip edilmeme endişesi yoktur. Fakat nasıl olur da Müslümanım diyen bir kimse, Eshab-ı kiram hakkında kötü konuşabilir?

Bunlar ayrıntı mı?
Sual: Yazarlar tenkit edilirken aşırı gidiliyor. Her insanın hatası olur. Mesela, (Altın yüzük ve ipek erkeğe de helal diyor, dalak yemek haram diyor, düşük faize cevaz veriyor, Allah’ın özel müdahalesinden bahsediyor, Allah’ı acizlikle suçluyor, tesettürü inkâr ediyor, Hazret-i İsa’nın öldüğünü ve Miracın rüyada olduğunu söylüyor) gibi ayrıntılara giriliyor. Bütün İslami meseleler bitti de, sıra bunlara mı geldi? Böyle hatalarından dolayı bir âlimi tenkit etmek doğru mudur?
CEVAP
Bunlar ayrıntı değildir. Meşhur bir harama helal, meşhur bir mubaha haram diyen kâfir olur. Kâfir olmak bir ayrıntı mıdır?

Adam, erkeklerin altın yüzük kullanmalarının mubah olduğunu söylemiştir. Peygamber efendimiz ise, (Altın ve ipek, kadınlara helal, erkeklere haramdır) buyuruyor. (Tahavi)

Adam, dalak yemenin haram olduğunu söylüyor. Peygamber efendimiz ise, (İki kan helaldir. Bunlar, karaciğer ve dalaktır) buyuruyor. (İbni Mace)

Adam, düşük faize helal diyor. Peygamber efendimiz ise, (Faiz 73 kısımdır. En aşağısı, kişinin anası ile zina etmesi gibidir) buyuruyor. (Hakim)

Adam, (Allah özel müdahale eder) diyor. Böyle demek, Allah’ı aciz bilmek, yaratırken zorluk çektiğini bildirmek olur. Halbuki Allahü teâlâ yaratacağı bir şey için ol derse, hemen o şey oluverir. Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali:
(O, [Allahü teâlâ] bir şeyi yaratmak istediği vakit ona ol der, o da hemen oluverir.) [Bekara 117]

(Onun [Allahü teâlânın] ol dediği gün her şey oluverir.) [Enam73]

(Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona sadece ol deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40]

(O, [Allahü teâlâ] bir şey yaratmak isteyince, ol der, hemen oluverir.) [Yasin 82]

(Dirilten de, öldüren de ancak Odur. Olmasını istediği şeye ol der, o da hemen oluverir.) [Mümin 68]

Hazret-i Meryem, (Ya Rabbi, bana bir erkek eli değmediği halde, nasıl çocuğum olur) dedi. Allahü teâlâ da, (Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece ol der; o da oluverir) buyurdu. (Al-i İmran 47)

Tesettürün farz olduğu, kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Teferruat diyerek inkâr eden kâfir olur.

Birçok mezhepsiz, Hazret-i İsa’nın öldüğünü söylüyor. Halbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]

(İsrail oğullarının seni öldürmesinden ben kurtardım.) [Maide 110]

Miracı inkâr etmek, rüya demek de teferruat değildir. Kudüs’e kadar gittiği âyet-i kerime ile sabittir. İnkâr eden kâfir olur. Göklere, bilinmeyen yerlere gitmesi de hadis-i şeriflerle bildirilmiştir.

Allah aşkına söyleyin, bunların hangisi teferruattır? Farza, harama mühim değil demenin küfür olduğunu bilmeyen, küfürle günahı ayıramayana ne desek faydasızdır. Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadis-i şerifte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. (Tirmizi)

Peygamberlerin vârisleri olan âlimleri kötüleyen kimsenin imanı gider. Bir de İslam âlimi sanılan ve dinimizi içten yıkmaya çalışan dinde reformcular vardır. Bunların ihanetlerini söylemek, kötülemek olmaz. Dinin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlış değildir. Temize pis demek yanlıştır. Kötülerin kötülüğünü açıklamak, Müslümanları onların zararından korumaya çalışmak farzdır.

Dine saldıran bir hain için, (Bu kimsenin hiç iyi tarafı yok mu) denilmesi doğru değildir. Cenab-ı Hak, imansızların yol, köprü, cami yaptırmak gibi hiçbir ameline sevap vermiyor, Cehenneme atıyor. Bunların ihanetlerini açıklamak, kötülemek olmaz. Böyle kötü din adamları, din, iman hırsızlarıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar]


Cüz’i yanılgılara bakın
Sual: Bazı mezhepsizler diyor ki:
“Bid’at ehlinin hatalarını biz de kabul ediyoruz. Ancak şimdi zamanı değildir. Dinsizler dururken din görevlilerinin hataları ile uğraşmak gıybettir. Hatasız kul olmaz. Hatalı da olsa bid’at ehlinin kitaplarından faydalanmalı. İslamiyet yalnız Ehl-i sünnetten ibaret değildir. Vehhabi, Mutezile, Cebriye, Rafızi gibi gruplarla birleşerek İslam birliği gerçekleştirilmeli.”
“Din görevlilerinin cüz’i yanılgılarıyla uğraşmak yanlış olur. Mesela adam ömür boyu cihad etmiş, hapislerde yatmış, sürgünlere gitmiş. Neymiş de, mason Abduh’a müctehid demiş. Neymiş de uşur vermek farz değil demiş. Bunlar İslam birliğini baltalamak olur. Bu kitaplardaki cüz’i hataları söylememeli.”
İslam birliği için yanılgıları ile birlikte kabul etmek gerekmez mi?
CEVAP
O zaman ortada din kalır mı? Hak ile bâtıl nasıl belli olur? Bir kimse, bahsedilen yazarların kitaplarını okuyup, cüz’i yanılgı denilen şeyleri doğru kabul etse hâli ne olur? Mesela:

1- Bir kitapta okusa ki, uşur Türkiye’de farz değildir. Okuyan da, Türkiye’de uşur farz değilmiş diye, uşur vermese, [Farz sevabından mahrum kaldığı gibi, farzı işlemediği için harama da girmiş olur.]

2- Kağıt para ile zekat verilir diyen yanlış yazılmış kitaba inanarak, zekatını kağıt para ile verse, [Farzı dine uygun yapmamış olur, farz borcundan kurtulmuş olmaz.]

3- Okuduğu yanlış kitapta, zekat kurumlara da veriliyor diye, fakire değil de, partiye, derneğe verse, [zekatını vermemiş olur, haram işlemeye devam eder.]

4- Bin yıl önce kaplama tekniği olduğunu yazan yanlış bir kitaba inanarak, kaplama, dolgu diş gusle mani değil diye, hak mezheplerden [Maliki veya Şafii’den] birini taklit etmese, [Ömür boyu cünüp gezer, abdestle eda edilmesi gereken ibadetleri de sahih olmaz.]

5- Okuduğu yanlış kitapta, tesettür iman gibi önemli değil diye, teferruat diye hanımının, kızının başını açsa, [Haram mubah gibi işlenmeye başlanır, harama önem vermeyen de kâfir olur.]

6- Yanlış işler cihad dense, buna inanan da, hizmet ediyorum diye namaz kılmasa, [Büyük günaha girmiş olmaz mı?]

7- Yanlış takvime inanıp, vakti girmeden namazı 10 dakika önce kılsa, [Namazını kılmış olmaz.]

8- Amerikan denizcilerin yanlış takvimleri yüzünden, haccı bir gün önce yapsa, [Haccı sahih olmaz, hac görevini yapmamış olur.]

9- Yanlış hesap edilmiş takvimlere inanarak, ramazanda imsaktan sonra da yiyip içmeye devam etse, [Oruç tutmamış olur, boşuna aç kalmış demektir.]

10- Ben resulüm, ben mehdiyim diyen sapıklara inanarak, hayır şer Allah’tan değil diye inansa, Allah’ın rahmeti geniştir diyerek Kelime-i tevhidin Muhammed-ür Resulullah kısmına lüzum yok dese, [imanın şartının birini kabul etmediği için küfre düşmüş olur. Kâfirin de hiçbir ibadeti muteber olmaz.]

11- (Allahü teâlâ onlardan razıyım, hepsine Cenneti vaad ettim) dediği halde, İbni Sebecilere inanarak 5’i hariç Eshaba kâfir dese, [Âyetleri inkâr ettiği için kendisi kâfir olur.]

12- Çalgıyı mubah gören kitapları okuyup, çalgı, müzik helaldir dese, [Harama helal demiş olur.]

İslam birliği adına cüz’i sanılan böyle cinayetleri işleyen kimse, Müslüman kalır mı? Bunları örtmeye çalışmanın âlemi nedir? Sonra bunları bilip de, susmak caiz mi? Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılınca, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.) [Ebu Nuaym, Deylemi]

Bu lanete müstahak olmamak için, susmamak gerekir.

Din âlimlerini kötülemek çok kötüdür. İbni Asakir hazretleri, (Din âlimlerinin etleri zehir gibidir. Koklayan [tenkide yönelen] hastalanır, tadan [kötüleyen] ölür) buyuruyor. Ancak, kötü olan kimseleri, mezhepsizleri teşhir etmeli. Kitaplarından misaller vererek hatalarını açıklamalı. Bu hatalara aldanmamaları için Müslümanları ikaz etmeli.

Elbette İslam âlimlerini gıybet etmek haramdır. Ama gıybet nedir? Gıybet, bir Müslümanın veya bir zimminin gizli bir kusurunu, arkasından söylemek olup, harbilerin ve açıkça günah işleyen Müslümanların bu günahlarını bildirmek, Müslümanlara zulmedenlerin ve alış verişte onları aldatanların yaptıkları bu fenalıkları duyurmak, Müslümanları bunların şerrinden sakındırmak, Müslümanlığı yanlış anlatanların ve yazanların bu iftiralarını söylemek lazım olduğundan gıybet olmaz. (Redd-ül Muhtar)

Mezhepsizlerin görüşleri, Kul hatasız olmaz kabilinden basit hatalar değildir, imanı ilgilendirmektedir. Bir kısmı bid’at, bir kısmı ise küfürdür.

Bunları bilip de, gücü yettiği halde, susmanın vebali büyüktür. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bid’atler yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lanet ettiği zaman, doğruyu bilenler herkese söylesin! Eğer söylemeyip gizlerse, Allah’ın indirdiği Kur’an-ı kerimi gizlemiş olur.) [İbni Asakir]

Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasak ettiklerinden sakındırmak çok mühim bir vazifedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Birbirinize Müslümanlığı öğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötülerinizi başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar]

Emr-i marufu ve nehy-i münkeri el ile yapmak hükümete, dil ile yapmak din adamlarına, kalb ile yapmak her Müslümana farzdır. (Hadika)

Din adamının iyisi, kötüsü olur mu? Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü de, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar, Darimi]

(Cehennemde din görevlisine, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?" derler. O da, "Günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.) [Buhari]

(Mirac gecesi ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar gördüm. Bunların kim olduğunu sordum. "Kendilerinin yapmadıklarını "yapın" diyen vaizlerdir" dendi.) [Müslim]

(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din görevlisinedir.) [Beyheki]

(Cehennemde azap çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. "Sen ne günah işledin ki, öyle pis koku saçıyorsun?" denildiğinde, "Ben din görevlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım" der.) [İ. Ahmed]

(Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler. Menfaat için devlet adamlarına yaklaşırlar, bunların yaptıkları ticaret, kesada [darlığa, kıtlığa] uğrasın!) [Hakim]

(Bir zaman gelir ki, din görevlisi fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır, ama, [hakiki] âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]

(Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani]

(Ahir zamanda cahil din görevlileri ve fasık hafızlar çoğalır. O zamanın din görevlisi, eşek leşinden daha bozuk ve daha kokmuş olacaktır.) [Tezkire-i kurtubi muhtasarı]

(Kur’an-ı kerim, okuyanlarına, ya şefaat edecek veya düşman olacaktır.) [Müslim]

(Ümmetimdeki münafıkların çoğu Kur’an-ı kerim okuyanlardan olacaktır.) [İ.Ahmed]

(Ahir zamanda, âlim azalır, cahil artar. Âlim kalmayınca da, cahil ve sapık din görevlisi, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, kendisi sapar, başkalarını da saptırır.) [Buhari]

(Bir zaman gelir ki din görevlisi, en şerli olur; fitne onlardan başlar, onlara döner.) [Hakim]

(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan [önderlerden] korkuyorum.) [İ.Ahmed]

(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur.) [Darimi]

(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hakim]

Bu hadis-i şeriflerden, dini içten yıkmaya çalışanların bulunacakları anlaşılmaktadır. Böyle kimselerin ihanetlerini açıklamak gerekmez mi? “İç mücadeleye şimdilik lüzum yok” demek büyük gaflettir.

Aslında iç düşman, dış düşmandan, içteki yara dıştaki yaradan daha tehlikelidir. Ayaktaki bir

Kardeş FREEF,

Buyazıları kendin mi yazıyorsun yoksa bazı yayınlardan alıntı mı yapıyorsun ? Eğer kendi araştırman ,kendi yazın değilse lutfen alıntı
yaptığın yazarın adını ve alıntı olduğunu yazıver.

Bu çok uzun yazıyı okuyabilmek büyük marifet ister.

Ancak bu yazıyı anlayabilmek için yüksek din eğitimi almış olmak gerek.
Bu eğitimi almamış kişilere hiçbir şey anlatmaz,beyhude bir yazı yani.

Mesela ben yazıda verdiğin isimlerin hiçbirini tanımıyorum.
Ancak yazıda binlerce yanlış ,olur olmaz ,saçma sapan dini kaideler
ortaya konmuş bunlar insanı dininden soğutur. Ben şahsen inançlı bir
müslüman olarak çok korktum.
Eğer maksadınız bu ise işinizi iyi yapıyorsunuz demektir.
Mesela:

2- Kağıt para ile zekat verilir diyen yanlış yazılmış kitaba inanarak, zekatını kağıt para ile verse, [Farzı dine uygun yapmamış olur, farz borcundan kurtulmuş olmaz.]

Yazmışsınız . Ne demek yani ? İnsanlar zekatlarını kağıt para ile veremez
metal lira ve kuruşlarla mı vereceğiz ?
Ben yıllardır hep kağıt para kullandım HAPI YUTTUK YANİ sayenizde.

3- Okuduğu yanlış kitapta, zekat kurumlara da veriliyor diye, fakire değil de, partiye, derneğe verse, [zekatını vermemiş olur, haram işlemeye devam eder.]

Yazmışsınız. Ben çoğunlukla Çocuk Esirgeme Kurumuna veriyordum.
Yine HAPI YUTTUK ????

5- Okuduğu yanlış kitapta, tesettür iman gibi önemli değil diye, teferruat diye hanımının, kızının başını açsa, [Haram mubah gibi işlenmeye başlanır, harama önem vermeyen de kâfir olur.]

DİYE YAZARAK İYİCE SAÇMALAMIŞSINIZ !!!!

Benim eşimin de ,iki kızımında başı açık.
( Kızlarımın ikiside doktor )

SAYENDE DİNDEN DE ÇIKTIK KAFİR OLDUK !!!!!!

AMA KARDEŞ FREEF ,MERAK ETME KAFİR OLMAK İSTEMİYORUZ
BU NEDENLE AİLECE HIRİSTİYAN OLMAYA KARAR VERDİK,
KAFİRLİKTEN KURTULMAK İÇİN ,BİR DİNİMİZ OLSUN HİÇ OLMAZSA.

SAYENİZDE !!!!!!!!!!

Benim eşimin de ,iki kızımında başı açık.
( Kızlarımın ikiside doktor )

SAYENDE DİNDEN DE ÇIKTIK KAFİR OLDUK !!!!!!

AMA KARDEŞ FREEF ,MERAK ETME KAFİR OLMAK İSTEMİYORUZ
BU NEDENLE AİLECE HIRİSTİYAN OLMAYA KARAR VERDİK,
KAFİRLİKTEN KURTULMAK İÇİN ,BİR DİNİMİZ OLSUN HİÇ OLMAZSA.

SAYENİZDE !!!!!!


kardesim kizlarinizin basi acik olmakla dinden cikmassiniz kafirde olmassiniz ama hiristiyan olmaya karar verdim demekle cok büyük hataya düsmüssünüz

saygilar.

Kemalcan kardeş aman ha sen ne diyorsun.Senin yaptığın papaza kızıp oruç bozan kişinin durumuna benziyor.Bunu kızgınlıkla söylediğini biliyorum,öyle bir şey yapmazsın diye düşünüyorum.freef kardeşbiraz farklı düşünüyor.Geçmişten gelen kabullerin etkisinde fazlaca kalmış.Söylenen her şeyi doğru olarak kabul etmiş.Değişik düşünen insanların fikirlerini kabul etmek istemiyor,bu da onun en doğal hakkı.Zaten yanlış yolda olduğunu bilse böyle yapmaz.Geçmişten gelen bilgileri tamamen kaldırıp atalım demiyorum,tabi ki alimler dinin gelişmesi için çok çaba harcamışlar insanlara yararlı olmaya çalışmışlar,ellerinden geldiğince dine hizmet etmişlerdir,Allah hepsinden razı olsun.Ama alimler hatasız değildir,yanlış yaptıkları olmuştur,insandır hata yapabiliryada yazdıkları eserlere daha sonra din düşmanları ekleme yapmış olabilir.Bize düşen şey söylenilen ve yazılan şeylere ihtiyatli davranıp aklımızı kullanıp kuranla karşılaştırmak olmalıdır. Aklımızı kullanmak ve düşünmek.Selamlar sevgiler

Sevgili Kardeşlerim TALİB VE REY2466,

Benim dini bilgilerim de anamdan,babamdan öğrendiklerimle kendi başıma okuyabildiğim bir kaç dini kitap ve gazetelerdeki dini yazılardan
ibaret. Türk halkının %98 inin sahip olduğu bilgiler kadar.

Ancak yukarıdaki yazı dini bilgisi çok üst düzeyde birine ait gibi görünüyor
ve yüzlerce alimlerden delillerden bahsediyor.

Zekat kağıt parayla verilmez ne demektir.
Ben 30 yıldır boşu boşuna mı zekat veriyorum ?

Kurumlara zekat verilmez ne demektir.
Ben sokaka sokak fakir mi arayacağım ? ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDAN DAHA HAYIRLI YER Mİ BULACAĞIM ?

Hanımının kızının başını açsa harama önem vermeyen KAFİR OLUR NE
DEMEKTİR ?

Yani şimdi burada 25-30 yıldır tüm türkiyede tartışılan ama bir neticeye ulaşılamayan türban-tesettür münakaşasınamı gireceğiz,eğer başlarsak
30 yılda burada tartışırız.

rey2466 kardeşim o arkadaş öyle düşünüyor diyor. Haklı kimin ne düşündüğü başkalarını ilgilendirmez ama burada bir kişi diğer kişileri kendi düşüncelerine uymuyor diye KAFİR ilan ediyor.

Benim kızlarımın ikiside doktor nasıl inanıyorlarsa öyle giyinecekler.
Yani ameliyata da türban ve tesettürle mi girecekler ?

Dünkü gazetelerde yazıyordu:

YÜZBAŞI BİLGEHAN BÜLBÜL harp akademisini bitirdi. General olma yolu
açıldı diye. Gurur duyarak okudum.
BİLGEHAN BÜLBÜL F-16 SAVAŞ JETİ PİLOTU.

Bu kızımıza söyleyelim savaş uçağına binerken türbanını ve uzun pardösesini giymeyi unutmasın !!!!

Ben yazımda ironi ile bir insanı KAFİR ilan ederseniz ,o kişi için geriye ne kalıyor onu belirtmeye çalıştım.

Kardeş rey2466 nın dediği gibi PAPAZA KIZIP ORUÇ BOZMAM MÜMKÜN DEĞİL.

Ancak böyle saçma sapan yazıların da tüm dünyaya açık bir sitede yer almasıda doğru değil.

sevgilerimle

kardesim bu site istisare sitesi ögrenme ögretme danisma ne yanlis ne dogru sitesi bizlerde ögreniyoruz ne dogru ne yanlsi istisare yapacagiz ama kirmadan varsa elimizde ayet hadis burada tartisacagiz

saygilar-

Sorun Başını açması değildir, sorun bu dinde yok, deyip başını açmasıdır. Yani Kuran'daki ayette yakanıza kadar örtün, ilahi emrini kafasına göre yorumlayıp da bunu başörtüsü olarak ben bunu anlamaıyorum, ben Kuran'a bakarım, HAdisler beni ırgalamaz, sahabe ve ona uyan selef ve tarih boyunca İslam ümmeti bunu nasıl yapmış, bir araştırayım demeyen küfre düşer. Yoksa örtmeyen, Allah affetsin, bu, dinin emridir ama ben işim gereği örtemiyorum derse, sadece günahkar olur. Umulur ki Allah affeder. Allah onun inancını ahirette boşa çıkarmaz; yaptığı hatayı da isterse affeder, isterse cezalandırır.
Sorun zekatı vermemesi değildir, sorun altın ve gümüş dışında başka bir şey üzerinden hesap yapıp zekat veriririm, gerisi yalan, diyerek kağıt para üzerinden zekat vermektir.
Hz. Ali (radiyallahu anh) anlatiyor:
"Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:
- Sizi (ticari olmayan) atin ve kolenin zekatindan affettim. Oyle ise gumus paralarinizin zekatini verin. Bunun her kirk dirhemine bir dirhem vereceksiniz. Ancak yuz doksan dirheme zekat dusmez. Ikiyuz dirheme ulasti mi bes dirhem verilecektir.
Bunun gibi hadisleri inceleyen islam alimleri zekatın altın ve gümüş gibi değeri her yüz yılda değişmeyen (yani gün gelip bunları çöpe atalım, bunların devri geçti denilmeyen) şeyler üzerinden olduğunu Peygamberin ve sahabenin hayatında görmüşler, o zamanın dirhem gibi para unsurlarının aslında altın olduğunu bilmişler ve buna uygun zekatın altın ve gümüş olarak verilmesi sonucuna ulaşmışlar. Kağıt paraların ülkeden ülkeye değiştiğini, zenginlik ölçüsünün kimi ülkede milyar ile kimi ülkelerde milyon para ile olduğunu gören ümmet, Peygamber zamanına uygun olarak nesiller boyunca zekatını altın ve gümüş ile ölçerek vermişlerdir.
Yani altın ve gümüş ile değil ona nispet gelen mal veya kağıt para ile vermişlerdir.
Kağıt para ile verilmez, demek, ben kağıt parama uygun bir hesap yaparım, kendi kafama göre paramı sayar, kendi kafama göre zekatımı veririm, demenin yanlışlığıdır.
Kurum ve kuruluşlara verilmez, demek, dinde böyle bir hüküm yok, demektir. Kuran, Hadis ve ona uygun asırlar boyunca zekat veren müslümanlar kimlere zekat vermişlerdir, bir bakın: Fakirlere, yolda kalmışlara, borçlulara... vs.
Kurum ve kurulışlara istediğiniz kadar yardım edin, ne güzel ama Kurum ve kurulışlara zekat verilir, demek Kuran ve Sünnete aykırıdır.
Ben kimseyte zekat veremem, diyen sadece günahkar olur iken Kurum ve kuruluışlara verilir, Kuranda veya Hadiste olmasa da boşverin gibi hüküm adamı küfre götürür ve bidatçi yapar. Benim kızdığı bu.

Dini niye benden öğreniyorsun, bak çevrene, bak İslam dünyasının çoğunluğuna, yüzde yüze yakını neyi nasıl yapıyor, sen de onu öyle yap. Ben yeni bir şey getirmiyorum ki.
Zekatı da vermezsen verme, Allah affetsin vermeyenleri. Ama zekat var, ben hükümlerini bilmiyorum ama müslümanların inandıklarına uygun olarak inandıkları şekilde vermek gerekiyor, ama ben nefsime uydum, zenginlik tatlı geliyor... diyenler için mağfiret diliyorum.
Dinde bidat çıkaranlar, yeni yeni hüküm çıkaranlar için Peygamberin onlara yaptığı dualara katılıyor ve Amin, diyorum.
Dinden soğumak, kavramı soğuyanları bağlar. Kıblesi Batı, Hollywood filmleri, Avrupa ictihadları olanlara sıcaklık verecek kimse bilmiyorum.
Hristiyan olan için zaten müslüman, değildi yorumunu yapılır. Dinimize göre dinden çıkanın zaten iman etmediği anlaşılır. En iyi ihitmal münafıklıktan Hristiyanlığa terfi etmiş, denilir.
Hoşgörü falan içimizde bizim dinimizden olmayanlara yapılır. Onların inancı kendilerinedir, zorla müslüman olacak değiller ki deriz ve onlarla iyi geçiniriz.
Müslüman görünüp dine şüphe düşürenlerin cezasın Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın. Biz Allah'ın emirlerini kimseden korkarak saklayamayız.
Giediğin tola dikkat etmelisin, ben sana burada İSlam alimlerinin yorumlarını anlatıyorum. Kuran ve Hadis'e uygun düşen, ayrıca icmaya yani asırlardır müslümanların çoğunlığu tarafından kabul görmüş sözlerini söylüyorum, sen bana kaynak soruyorsun. Onları bir araştır, kimdir Gazali, kimödir Rabbani, Müslim, Buhari gibi hadis kitapları ve yazarları kimdir, dört mezhep imamları ne yapmışlar bir araştırsan a!
Ama Allah'ı unutur, müminler neye nasıl imanmış ona bakmazsak, Allah'a, Resulu(S.A.V.)ne ve müminlerin yoluna uymazsak, Allah'ın zikrinden geri kalırsak ve bize ayetleri okuyanlara ve bize müminlerin yolunu hatırlatanlara düşmanlık beslersek bakın başımıza ne gelir:

Her kim Rahman olan Allah’ın zikrinden gafil kalırsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz; o şeytan ondan hiç ayrılmaz. Bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar, onlar ise kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. (Zuhruf suresi36-37)

Hac suresi-72. Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur!

"Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu (o kimseyi) döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahirette) kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir" (En Nisa Sûresi:115)

Allah seni girdiğin yolda sebatkar eylesin.

reef efendi,

Önce başörtüsünün kur2anda olmadığını, dinen mecburi olmadığını söyleyen din alimleri çok. Televizyonlarda saatlerce tartıştılar ve halende tartışıyorlar.
Ben türbanın dinimiz gereği olmadığına inanıyorum türkiyedeki milyonlarca
kişi gibi. Sende mecburi olduğuna inanırsın senin bileceğin bir iş.
Ancak senin başını örtmeyenleri günahkarlıkla suçlama hakkın yok. Hiç
kimsenin buna hakkı yoktur. Bu iş Allahla kulları arasındaki bir
meseledir. Sen başını örtmeyenleri suçlarsan onlarda seni yobazlıkla suçlayacaklardır ,mesele bu kadar basit.

Zekat kağıt parayla verilmezmiş herkim söylemiş ise saçmalamış.
Saçmalamakta isteyenin hakkıdır,herkes saçmalayabilir sizde öyle.
Ben zekatımı ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNA VERİYORUM. Oraya
vermeye devam edceğim. Bunun kabulüne Yüce Allah karar verir
başkalarına ise saçmalamak kalır.

''Dinden soğumak, kavramı soğuyanları bağlar.''

buyurmuşsunuz
Peki dinimize bir sürü saçma sapan kurallar,haramlar uydurup
müslümanları dininden soğutmaya çalışanları ne bağlar.
Bilirmisiniz ki bir sürü siyonist ve yahudiler müslümanları dinlerinden soğutmak için akla hayale gelmez kurallar haramlar uydururlar,onlara
katılmayınız.

Koskoca Osmalıyı YOBAZLIK YIKTI.
Bu ülkenin başına tüm belalar yobazlıktan geldi.

Tüm türk müslümanlarının ihtiyacı aydın temiz ve tertermiz Hz. Muhammet
gününün müslümanlığıdır. Son zamanlarda az da olsa Süleyman Ateş
gibi, Yaşar Nuri gibi aydın din alimleri yetişiyorda bizleri yobazlardan
korumaya çalışıyorlar.

Hocam, inna a'tayma kelkevser, ile başlayan surede fesalli lirabbike venhar geçer.
Yani rabbin için salli yani namaz kıl, ve venhar yani kurban kes.
Bu Kuran'dır, amenna, buradaki Allah'ın emirlerine itaat ederiz.
gibi dünya alimleri diyor ki, Kuran'da kurban kesmek bir tek bu surede geçiyor, ama neyi kurban edeceğimiz, yazmıyor, o zaman koyun da keseriz, horoz da keseriz, nasılsa Allah için değil mi, diyorlar.
Ama sayın hocam.
O Kuran'ı bize tebliğ eden Peygamberin neyi nasıl yaptığını görmüyorlar, görmek istemiyorlar.
Peygamber bu ayet inince Koyun, Keçi, Deve ve İnek gibi hayvanları kesmiş ve etrafındakilere de bunu kesmelerini emretmiş.
Sadece Veda hutbesinde yüz bine yakın sahabenin Hacc'ın farzlarından olan Kurban Kesme'yi bu şekillerde yaptıkları sabittir. Sonra Peygamber'in vefatından sonra o yüzbin sahabeye uyan milyonlarca insan bu ibadeti böyle yapmışlar ve nesilden nesile milyarlarca insan böyle yapmış.
Bu durum namaz için de geçerli, başörtüsü için de.

İslam alimleri Kuran'ı akla göre yorumlamamışlar. Peygamber ondan ne anlamış, onu bize nasıl öğretmiş ona bakmışlardır. Sonra da Peygamberin sahabeleri ve ona uyanlar neyi nasıl yapmış ona da bakmışlar ve bu saydığımız hayvanlar dışında Kurban kesilmez, demişler, namaz Kuran'da geçse de Peygamber 5 vakit kılmış, o zaman 5 vakit'tir, demişler.
Benim aklıma yatmıyor, ben bunu böyle anlarım, diyemezsin. Bir matematik işlemini bile denklemlere vurmak zorundasın, ben parmağımla sayarımm, matematikçiler beni ırgalamaz, diyemezsen, Allah'ın insanlara onu açıkla dediği Peygambere uymadan Kuran'ı açıklayıp ona uyamazsın. Bir mahkemeye bile vardığında avukatla gidersin, o işini savcılar ve hakimler, görür. Benim aklım, hapis cezasını, trafik cezasının bu hükmünü almıyor, diyemezsin.
Peki neden gibilere kızıyorum da yazdığım onca yazılarda senin bir türlü öğrenmek istemediğin onca alimlerden alıntı yapıyorum, biliyor musun.
Çoğunluk doğruyu bilir de ondan. Çoğunluktan kastım, islam alimlerinin çoğunluğu. Peygamber demiş ki, eğer şaşırırsanız, alimlerin çoğunluğuna uyunuz. Çünkü benim ümmetim, hata üzerinde birleşmez.Yaşar Nuri çok bilgili olmasına rağmen kendisi Kuran'ı aklıyla yorumlayan birisi. Tabii ki akıl çok önemli ama o aklı ayetleri yargılamak için değil, neyi nasıl yaparım olarak kullanmak gerekir. ve onun gibilerinin sayısı azınlıktır.
Bak o kadar alim saydım, bu alimler İslam tarihi boyunca binlerce kadardır. Onlar, ne namazı, ne başörtüyü Kuran'dan direkt hüküm çıkararak anlamamışlardır. Peygamber yani o Kuran'ı bize getiren, öğreten nasıl anlamış ona bakmışlar. Ve ona uymuşlardır.
Sen de öyle yap güzel kardeşim. Bu adamlara uyacağına İslam alimlerinin kitaplarını oku.
İstersen sana tavsiye edeyim. Hadi onlar da sapıksa, diye sorma. Bu ümmet, 1400 yıldır yüzde doksan ne yapmışsa benim sana önereceğim eserlerde onu göreceksin.
Ha dersen hadi yüzde doksan da yanlışsa ben ne yapayım, senin yüzünden cehenneme gidersem?
Ben de derim ki burası Ankara yolu, bu yol üzerinde oturanların hepsi bu yolun sakinleri, hallerinden de belli, evlerinden de.
Sor on kişiden dokuzuna gir Ankara yoluna. Varamazsan da bir kişinin dediğinden iyidir. Hem o bir kişi de oranın sakini, oranın Cumhurbaşkanı değil ya. O da biliyor, o da biliyor. En iyisi o değil ki. O yanlış yolu herkesten farklı olarak sana söyleyen seni dümdüz bir yola gönderiyor ama o düz yolun sonu yok. O düz yol sana güzel görünse de o semtte oturan yüz bin kişiden doksandokuz bin kişi sana tepelik ama Ankara'ya giden yolu tarif ediyor, uy o zaman onlara.
Bu dünya geçici, Cennet de cehennem de sonu olmayan bir hayattır. Niye kendini riske atıp da ben aklıma bakıyorum, diyorsun?
Ben burada kimseye kötülük söylemiyorum. Kuran, Peygamber sözleri ve tarih boyunca binlerce alimin, milyarlarca müslümanın söylediklerini söylüyorum. Bugün ehlisünnet dediğim, müslümanlar, bugün dahi İslam dünyasının yüzde doksandan fazlasını oluşturuyor. Sana bu çoğunluğun Kuran ve Peygambere uyuş şekillerine uy diyorsam, ben sana Kuran'a uyma mı diyorum.
Ben sana diyorum ki elinde bir harita var ve bu Harita seni Ankara'ya götürecek, bu harita Kuran'dır. Bu harita'nın gidileceği şehir olan Ankara'ya gitmek isteyen milyarlar var ve bu haritanın uzmanları da binlerce. Ama bu haritadaki yolu değişik şekilde tabir eden gibileri var ve onlar milyarlarca kişiye uymuyorlar. Ben o haritaya bakarım, başkasına bakmam, diyorlar. Örnek mi Kuranda kabir azabı yok, o zaman İslam'da yok diyor. Peki Peygamber ne demiş bu konuda, ona bakmıyor. Bu kadarıona da mı aklımız basmayacak.
Ama bu milyarlarca insan ve o binlerce uzman, harita ilmini bize öğreten hocalar hocasına-mühendisler mühendisin o haritayı açıklayan başka haritalara da bakarak dört yoldan Ankara'ya gidiyorlar. Onlara soruyorsun, niye dört yol?
Diyorlar ki hepsi haktır, hepsi bu haritaya ve o harita ilmini bize öğreten mühendisler mühendisinin yardımcı haritalarına uygun yoldur, hepsi zaten aynı şehre gidiyor. Anayol üzerinde olmalarına rağmen dört parça olmaları bir güzelliktir. Zaten hangisine varsan, biz dört parçayız, bizimkini tercih et, derler ama diğerlerine gidersen da sana kızmazlar, nasılsa hepsi Ankara'ya çıkar; bunu bilir ve seni severler.
Ama sakın ha, seni aşan bu Harita'ya bu konuda hiç bir bilgin ve eğitimin olmamasına rağmen bu yola tek başına uyma!
İşte dostum, bu harita Kuran'dır,
Bu yol Ehli sünnet yoludur, kısaca İslamın yoludur. Niye bu kadar mewzhep deme. Biri ben gerçek İslamım deyip sürüden ayrılırsa, diğerleri o zaman birleşir ve kendilerine Peygambere uyan gerçek İslam adını verir. Ehli sünnet demek, müslüman değil demek değil ya. Sünnete uyan müslüman demektir. Ne var bunda.
O ana yol üzerinde olan dört yol ise hak mezhepler olan Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii mezhepleridir. Hiç biri diğerine yanlış demez. Gelin birleşelim de demez, çünkü hepsi aynı kaynaktan gelip aynı yere giderler. Ama bazı yol ehli vardır ki sayısı yüzde 5 ile 10 arsıdır, yolları farklı olduğu gibi bozgunculuk da yaparlar. Onlara da sapık mezhepler yani mezhep yol demek olduğuna göre Ana yoldan ayrılmışlar deriz. Bunlardan da uzak dur, deriz, kafan mı karoştı bu yola binlerce yıldır uyan şu muazzam kalabalığa uy, deriz.

Bu yol harici yollar, sapık mezheplerdir.
Gidilecek şehir: Cennnet'tir.
Mühendisler mühendisi Hazreti Peygamber'dir.
Tabii bunlarun hepsi benzetmedir.

İşte senin için Allah'ın bir lütfu olarak meseleyi kolaylaştırarak anlattım.
İnşallah anlarsın. Beni de o milyarlar içinde bir fert kabul et. O binler harita uzmanı içinde az çok bilen biri kabul et. Bana deme ki: Niye bana bu binlerce uzmanı gösteriyorsun, niye bana milyarlarca kişinin istikametini el işareti ile belirtiyorsun, ben açar okur, bir yola girerim.

Ama yine de ısrar edersen, sana yolun açık olsun, derim.
Ama o müminlerin yolundan ayrıldığın için üzülürüm.
Bakın o şehrin yaratıcısı, o şehrin mimarı, o şehrin sultanı olan Allah, o Kuran'da ne diyor?

Kim kendisine doğru yol (hidayet) apaçık belli olduktan sonra peygamberden (ona muhalefet ederek) ayrılıp, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yola döndürürüz. (fakat ahirette) Kendisini cehenneme koyarız. Orası ne kötü bir yerdir" (En Nisa Suresi: 115)

Allah affetsin, sen anlayasın diye mühendis gibi benzetmeler kullanıyorum. Yine kullanayım: Şöyle anlatayım istersen:
Kim benim şehrime giden o yola girer de onlar için verdiğim haritayı size getiren mühendisler mühendisi olarak olarak ona bilgi verdiğim o harita mühendisinin size öğrettiklerinde ayrılıp, şehrime giden o yola giden insanların çoğunluğundan ayrılıp sağda solda yüzde 5-10 nispette başka yola sapanların yoluna girerse, gideceği yer yanlıştır. Bataklığa çıkar.

Kardeşim freef,

Anlattıklarının çoğunluğu doğru ve haklı şeyler ,benim de tereddütsüz
kabul ettiğim konular.
Ancak senin de, benim anlatmaya çalıştığım konuda anlayamadığın noktalar olmuş bende sana onları izah etmeye çalışayım.

Sizin de belirttiğiniz gibi Aziz dinimiz yaşamımızın temel olgularını belirler.
Detay uygulamaları din konusunda çalışmalar yapan bilim adamlarının
Aziz kur'anımızı yorumlamaları belirler.
Sizin de dediğiniz gibi bin yıl öncesi tarihlerde yaşamış büyük ictihatçılar
yani 4 mezhebin kurucu müctehitleri içinde yaşadıkları zamanın yaşam şartlarını gözeterek ve göz önüne alarak ictihatları belirlemişlerdir.

Ne yazıkki 12. asırdan sonra ictihat kapısı kapatılmış ve insanların 21.
yüzyılda 12. yüzyıl yaşam şartlarına göre yapılmış yorumlara göre
uygulama yapmaları istenmektedir. İşte sorun buradadır.
Benim anlatmak istediğim nasılki bahsettiğiniz büyük din alimleri gibi
bugünde büyük din alimler çıkmalı ve içinde yaşadığımız zamanın şartlarına uyan
insanların yaşamını Kur'anın istediği şekilde kolaylaştıran ictihatlar meydana getirmelidirler.

Bunun size biriki örneğini vermek istiyorum.
5-6 yıl önce gazetede Diyanet işleri başkanlığının bir fetvasını okudum.
İmamı Azam kabuklu deniz hayvanları yemek haramdır demiş.
Diyaneti aradım ve yüksek konsey üyelerinden bir prof. la konuştum bana doğru olduğunu söyledi.
Bende kendisine hocam İmamı Azamın yaşadığı devirde buz dolapları yoktu. oraya kabuklu deniz hayvanları çok uzak mesafelerden deve sırtında gelir ve bunlar bozulur. İmamı Azam da insanların bunları yiyerek zehirlendiklerini görüp yasaklayabilir. Kur'anda sadece leş,kan ve domuz eti haram der. biz bunları yıllardır yiyoruz dedim. bana cevap:
İmamı Hanbeli yasaklamamış ona uyarak yiyebilirsiniz dedi.

Kardeş freef burada bir saçmalık görüyormusunuz?
Kur'anda faiz haramdır der. Bugün ülkemizde ve dünyada insanoğlunun
faiz almadan ,vermeden yaşaması mümkün müdür? ülkemizde bugün banka kartı kullanmadan sıkıntısız yaşanabilir mi? Bu gün insanımız taksitli
mal almadan yaşayabilir mi?
Kur'an hırsızın elini kesin der. Bu gün türkiyede bunu uygulayabilir misiniz?

Kur'anın içinde yaşadığımız günün şartlarına uygun olarak yine din alimlerince yeni ictihatlar getirilmesine ihtiyac duyulduğuna dair örnekleri
çoktur.

En basit misali sizin buyurduğunuz bin yıl önce para altın veya gümüş idi
ve zekat altın veye gümüş PARA ile veriliyordu. Bu gün para kağıttır
ve zekat kağıt PARA ile verilebilir.
Bunun aksini iddia etmek bugünün insanını bin yıl öncesinin yaşam şartları ile yaşamaya zorlamaktır ve bunun adı YOBAZLIKTIR.

SELAM KARDEŞ

Bu şehir artsası değil ki biraz daha ileriye gidelim, eskiyi satalım, diyeceksin. Sonunda azap ya da cennet olan değişmez yolda ilerliyoruz. Sırat köprüsü gibidir din. Bu dünyanın geçici heveslerine benzemez. Işık görmediğin limana gemini sokamayacaksın. Bilmeden konuşmak insanı helaka götürür. İyi bir kaptan gemisini öncekilerin de bilip kullandığı ve hedefe vardığı yollardan menzile götürür.
Karadeniz'den Akdeniz'e giden deniz yolu bellidir. Boğazlardan geçer, değil mi? Biz sıkıldık, niye yüz bin yıldır bu yolu takip ediyoruz, dersen kusura kalma sonun felaket olur.
Değerli kardeşim, senin bu dedikleri bunca milyar sayıda İslam dünyası düşünemiyor mu sanıyorsunuz.
Türkiye'de dahi 50'ye yakın ilahiyat fakültesinde 10000'in üzerinde din alimi var, bunlar niye oturup mezhepler artık gereksizdir, diye bir karar alıp da herkesi dertten kurtarmıyor. Ben aptal mıyım da kendi kafama göre hüküm çıkarıp uygulamıyorum da iki de bir senden öncekilere uy, diyorum.
Toplasan Yaşar Nuri gibi 10-20 dünya alimi sağda solda kafasına göre fetva veriyor.
Ben sana İslam alimlerinin çoğunluğuna uy, diyorsam bu benim sözüm değil, Allah ve Peygamberi(S.A.V.)nin ve İslam dünyasının sözleridir, bunlar.
Her işte bir hikmet ara, Allah bir şeyi yasakladıysa bunda bir hikmet vardır. Akla uygunluk arama. Akla uygun değil, demiyorum bak. Allah Kuran'da siz bilmezsiniz, Allah bilir, buyurmuştur.
İslam alimleri yeni bir şey icat etmezler, Kuran ve Hadis'e uygun oralarda bulamadıkları meselelerde kıyas yaparlar.
Mesela Balık yemek konusu Kuran'da yoktur, niye yoktur diye soramayız, Allah bilerek oraya koymamıştır, deriz, haşa unutmuş demeyiz.
BAlık konusu Hadis'te bir yerde geçer. O da Peygamber Aleyhi selam zamanında sahabeler Kızıldeniz yanında büyük bir balık bulmuşlardır. Onu Peygamber Efendimiz'e getiriler. Bakın Kuran'da yok, diye yememezlik etmiyorlar, Peygambere getiriyorlar, onlar bile bir bilene danışıyorlar. Peygamber de yiyor sahabe de.
Aradan yıllar geçince bunları bilen İslam alimleri, konu hakkında farklı sonuçlara varıyorlar. Bu da kötü değil, Kuran'a ve Peygambere aykırı olmamak kaydıyla İslam aliminin farklı sonuçlara-yani ictihadlara varması Hazreti Peygamber tarafından güzel karşılanmış. Bunda rahmet vardır, denilmiştir.
İmam-ı Azam, burada Balık'a benzeyen her deniz canlısının yenilebileceği hükmüne varıyor.
İmam-ı Şafii denizde yaşayan her canlının yenilebileceği hükmüne varıyor.
imam-ı Hanbeli kabuklular da dahi tüm deniz canlılarının yenilebileceği hükmüne varıyor.
Bu dört mezhep imamı, sahabeden sonra Kuran'ı Hadis'i, sahabenin yaşantısını, örfü, töreyi herkesten iyi bilen alimler olduğu için ve daha sonra gelen hiç bir alim ona yetişemediği için diğer İslam alimleri bu balık olayı gibi binlerce hüküm etrafında onlara uymuşlardır.
Sadece İmam-ı Hanefi'nin Kuran hariç sadece Hadis ilminde bir milyon hadisi bildiği ve bunlar içinde 6-7 bin kadarının kesinkes sahabe ve tabiinden kendisine ulaştığını görmüştür. Bu yolda yüzlerce talabe yetiştirmiş, İslama tam uymuş bir imamdır.
Hakeza diğer imamlar da böyle faziletli ve bilgilidir.
Bu imamların bilgisine bugüne kadar hiç bir İslam aliminin ulaşamadığı görülmüştür. Kimi İslam alimi Fıkhta, kimisi Hadis'te, kimi Tefsirde, kimi Siyerde kimi başka din ilimlerinde üstad olsalar da bu insanlar gibi hepsinden de üstad konumuna ulaşamamışlardır.
Niye ulaşamamışlardır diye sorma, sorarsan cevapları da vardır:
1- Bu mezhep imamları Peygamber'e çok yakın olan bir zamanda yaşamışlardır. Tabiin denen Sahabe sonrası zamanından sonraki dönemde ya da tebe-i tabiin denen tabiin'e uyan müslümanların zamanında yaşamışlardır. Güneşe yakon İslam alimi olmaları çok önemlidir.
2- Bu mezhep imamları Kuran ve Hadis'te olmayıp da bu konuda yeni kıyasların yapılması zorunluluğu doğduğu zamanda bu işi ilk yapanlardır. Ve ne ondan sonra da Kuran'ı ve Hadis, Fıkıh'ı ve diğer dini ilimleri onlardan iyi bilen çıkmamıştır. Bu insanların Allah vergisi zekası, aklı hala dillere destandır. Yabancı araştırmacılar bile Ebu Hanife'nin o kadar hadisi, o kadar sahabe hayatını, o kadar alim ictihadını nasıl olur da aklında tuttuğuna, bunu yorumladığına hayrandırlar.
3-Bu mezhep imamları aynı zamanda bulundukları çağın dine en ince teferruatına kadar uyan müslümanlarıdır. Tarih boyunca hiç kimse onların yalan söylediğini, hile yaptığını söyleyememişlerdir.
Daha sonraki alimler de binlercesi bu mezhep imamlarına temelde uymuşlardır. Neden Kuran ve Hadis'e değil de bu imamlara uymuşlardır de deme. Zaten bu alimler Kuran ve Hadis'e uyuyorlardı. Bilgili olsun ama uymasalardı da deme. EİNSTEİN nasılki atom konusunda öncüdür, işte bunun gibi bu kişiler da din ilimlerinde üstaddır, öncüdür, din bilimlerinin hepsini biliyorlardı. Çok değerlidirler.
Daha sonraki alimler, niye yenisi çıkarmamışlardır, niye hak mezhepler dörttür, dersen, sebebi artık sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin zamanının geçmiş olduğunu söyleriz sana. Çünkü ilmin kaynağı Kuran ve Peygamber aleyhi selamdır. Biz Kuran'ın yaşantısını önce Peygamber ve onun arkadaşları olan sahabede, sonra sahabeler uyan insanlarda gördük. Kuran sahabe zamanında toplanıp yazıya geçirilmiş, Hadis de sahbeden sonraki zamanda toplanıp derlenmiş ve zayıfları yalanları ayıklanmıştır. Bu işi yapan alimlerin başı Mezhep imamlarıdır.
Bugün onlara güvenmek ve uymak zorundayız, bu hadis yalandır, diyebilmemiz için bir zaman makinası alıp o güne gitmemiz ve o hadisi rivayet eden tabiinini bulmamız gerekmektedir. Yapamayacağımız için Allah'ın bir hikmeti olan bu mezheplere ve imamlarına uymak durumundayız.
Peki o mezhep imamları bu işi iyi yapmışlar mıdır. Evet, iyi yapmışlardır. İyi yapmasalardı müslümanların yüzde doksandan fazlası Kuran ve Hadis konusunda onların getirdiği kıyaslarda onlara uyar mıydı.
Hadi herkes yanılıyorsa, diyorsan o zaman sen geriye kalan insanların yoluna girip şansını denemekte serbestsin. Ama bir uyarı bu yolun sonu ya cehenneme ya cennete çıkar. Seçmesi senden.
Peki ben balık konusunda İmam-ı Azam'a, örneğin Saç boyası konusunda İmamı Malik'e uyarım, ne var bunda diyemezsin.
Onu yapmak için onlar kadar bilgiye ulaşmalısın. Ben bu dağdan inerken bisikleti atar, paraşüte geçer, yolda sıkılır kaykaya geçer, sonra bisiklete tekrar geçerim, der gibi bir şey bu.
Onların kıyasları zaten Kuran Ve Peygambere'e uygun, apaçık emirlerde hepsi birbirinin aynısını tekrarlamış. Hikmeti Kuran ve Hadis'te geçmeyen mevzularda belli delillere dayanarak hüküm vermelerinde gizli.
Bu mezhep İmamlardan biri bana bu dağa çıkmam emredilmiş, ben o zaman bilgime dayanarak (bak akıl demiyorum) nehir yolunu kullanmak istiyorum der ve yola çıkar, bu mezhep nehir yolunu kullanır. Nehir yolunun kullanmasındaki hikmet ise, o dağın sahibinin nehirlerin güvenilir olduğu sözü üzerinedir. Ve bu imamın yetiştirdiği binlerce alim tarih boyunca Dağın sahibine uymak koşuluyla bu yolu kullanmışlardır.
Başka bir mezhep imamı yine dağa gidecektir. Çünkü bu dağ ana hedeftir. Dağın sahibi ona bu emri vermiştir. Ve o da diğer imamla aynı hak yoldadır.
Ama o dağın sahibinin mağaralar da güvenilirdir, sözüne binaen mağara yolunu kullanmıştır.
İşte biz İslam dünyası on dört asırdır bu mezhep imamlarının yoluna çoğunluk olarak girmişiz, onların delilleri nehir, mağara gibidir. Bir mağara yoluna, bir nehir yoluna girip çıkarsak helak oluruz. Yollarda helak olanlarla doludur. Ama bizim girdiğimiz mağara ya da nehir yolunda bir tek ölü ve sakatlanmış insan yoktur.
Bak hocam, akıl akıl diyorsun, ben alim malim bilmem diyorsun, ben de sana kolaylaştırarak bu ilahi yolu anlatıyorum. Umarım müminlerin yolundan ayrılmazsın.
Peki diğer mezhebi taklid, nedir. Bütün yolar o dağın sahibine bizi götürüyorsa, o zaman hepsi haktır. Ama kimimiz nehir yolunu kimimiz mağara yolunu takip edeceğiz. Ama bir oraya bir buraya girip ana yolu kaybetmeyeceğiz. Ama sıkışırsak, diğer yolu taklidedeceğiz. Yani ana istikametimizi katybetmeden oraya bir ayak atıp geri döneceğiz. Buna taklid derler. Ben ana yolumukaybetmeden, şstediğime girer çıkarım ve yolum tek dersen, bu sefer müminleri yalanlamış, önündeki kamp önderlerine boşu buşuna uymakla suçlamış olursun. BU durumda ayağın kayarsa seni biri elinden tutmaz. Bu elinden tutmaya şefaat derler. Evlşya'ya, mezhep imam laf atan şefaatten mahrum kalır. O yolun sonuna varıp varmaması kendi yeteneğine kalmış; ama düşerse ona acıyan olmaz. Varabilirse de ne mutlu ona. Yine de orada tek kalır, yoldaki günahların da hesabını soracak olan dağın sahibi ve yaratıcısı oan niye tek kaldığının da hesabını elbet sorar.
Ayrıca Niye yeni mezhep olamaz, niye ictihad kapısı kapanmıştır, demek safdilliktir.
Ümmet mağara, nehir, gibi yollara gireli bin yıldan fazla olmuş. Ve bu ümmet tarih boyunca bu yollarda şehirler, gaziler, evliyalar, alimler yetiştirmişler. İlimler, kitaplar, okullar açılmış. Ve bu yolun en başına, ana kaynağa dönmek demek imkansıza yakın.
Dönemezsin bir; takip edeceğin bir öncün yok.
Dönemezsin iki; milyarlar dağa tırmanırken sen inemezsin.
Dönemezsin üç; hep ana kaynak bizim gittiğimiz istikameti işaret ediyor.
Dönemezsin dört; ana kaynak geride değil tarihte yaşandı ve bize Kuran (gibi dağa giden ana yolu) bıraktı. Ve bu kaynak aslında bizimle birlikte geliyor. Bir nehrin ana kaynaktan çoğalıp büyüyerek denize dökülmesi gibi. O kaynağın suyu zaten içimizde. Deniz Allah'ın kıyamet gününde verdiği mükafatlardır.
Peygamber ne demiş, eğer yanılırsanız İslamın çoğunluğuna uyunuz. Benim ümmetim hata üzerinde birleşmez.
Gir kardeşim bu dört mezhepten birine ve saadete er. Çünkü dört mezhebin hepsi ana yol üzerinde ayrıntı yollardır. İslam'a girerken mecburen girmişiz bu yola. Bu milyarlar kişilik yükü ancak bu imam ve onlara uyan alimlerin girdiği yollar çekmiş.
Akıl arayıp durman şuna benzer:
Yav bin yıldır bu yoldayız, benim canım biraz da şu patikadan gitmek istiyor, bak orası güneş alıyor, hem de nehirde güzel kayalar var. Kayaların hepsi mi timsah sanki. Hem bu milyar beş yüz milyonun bir milyar dört milyonu o yol timsahlı dese de ben inanmam.Benim aklım böyle nadide akan bir nehirde timsah olacağını almıyor...' demen gibidir.
O timsahlı yollar bugün 100 milyona bile sayısı varmayan Şia gibi ehli sünnet harici azınlık mezhepleridir. Bu dağa çıkarak yukardan bize el sallayan, şu kalabalık ne güzel geliyor diyen Hazreti Ebubekir gibi kişilere küfrederek yoldan çıkmışlar ve o nehirde heba olmuşlardır. Aralarımızdaki kavgalara bakıp hepimizi suçlama. Yolu ayrı olan kardeş bile yeri gelir birbirini kırar, dünya her dinden her milletten, her aileden bunun örnekleri ile doludur.
Ehli sünnet ise 'şu dağa çıkın ama hep birlikte çıkın, şaşırırsanız çoğunluğa uyun.' diyen Peygamber aleyhi selamın yoludur.

Aklına yatar ya da yatmaz hocam, benden örnekler bu kadar. Sana hep GAzali, Rabbani RAdiyallahu anhlardan bahsedecek değilim ya. Anlarsan anla. Kolaylaştırılmış hali bu. Ben burada beni değil İslam ümmetinin biz'ini anlatıyorum.

Faiz konusu da böyledir. Aklıma yatmıyor, bu devir gibi lafları geçeceksin sayın hocam.
Allah ve Resulü yasaklamışsa vardır bir bildikleri diyeceksin.
Ne demişl Peygamber?
'Faiz'in en azı kişinin anasıyla zina etmesi gibidir.'
Domuz yasaksa, zararlıdır, diye yasak kabul etmeyeceksin, Allah ve sevgili Peygamberimiz emrettiği için yasaktır ve yemeyiz, diyeceksin. Hala mı aklın ermiyor. Allah bilir, biz bilmeyiz, diyeceksin.
Çünkü bir işe Allah'ın emri diye girmez de, o işte hayır, şer ararsan yoldan çıkarsın. Domuzda insana zarar veren yağ var, Allah onun için yasak etmiştir, deyip domuz yemersen, elin gavuru da lokantalarında yağı tamamen alınmış domuz satar ve sen de ağzı açık bakarsın.
Bİr yasak veya helalde akıl mantık ararsan olmaz sayın hocam . Yasak ve helallar de ümmetten ümmete değişir. Bizden önceki ümmetlere ganimet haram iken bize farzdır, bizden önceki ümmetlerden israiloğullarında ana babaya isyan etmenin cezası ölüm iken bu ümmete bu dünyada verilecek bir ceza konulmamış. Sen burada kar-zar hesabına girmeyip Allah rızası hesabına girsen karlı çıkarsın hocam.
Allah, müminleri sever, kendine yönelenleri korur ve kollar. O, duaları çok kabul edendir. Bu dünyada eğer sana vermiyorsa, bu da imtihandır. İnananların ecrini ve mükafatını öbür dünyaya bırakmış demektir. Bize düşen sabırdır. Dünya değişmiş, zaman günaha bulanmış olsa da biz yolumuzu unutmamalıyız. Biz sadece bu dünya için mi yaratıldık da küfür ve nifak ehlinin sözde cennetlerine rağbet ediyoruz. Bizi yaratan bizi görmüyor mu sanıyorsun, gittiğimiz yolda bize yardım edebilecek yegane yardımcı Allahu teala azze ve celle'dir.

Faiz konusuna gelirsek; Faize haram de, ama alırsan yine al. Bu, Allah'la senin arandadır. BU devirde faizsiz yaşamak zor, Allah affetsin' de. Zaten hepimiz faize bir şekilde bulaştık. Ama bu devirde fazi hükmünü dinden çıkaralım, deme. O zaman dinden çıkan sen olursun.
Namaz kılamıyorum, iş yerinde beni atarlar, aç kalırım, Allah affetsin, namaz kılamayacağım, de ama 'İş yerinde namaz kılamayanlara namaz farz değil, Allah kesin affeder' deme.
Allah'ı yalan çıkarmak, onu bu devri bilmemekle suçlamak gibi bir şey olur bu.
Zaten Peygamber hadisinin birinde bu günleri anlatmış.:
HARAM OLAN ŞEYLERİN HELAL SAYILMASI… kıyamet alametlerindendir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 454)
FAİZİN AŞİKAR OLMASI kıyamet alametlerindendir. (Ramuz-El Ehadis, 448/8)
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, FAİZ YEMEYEN ADAM KALMAZ. Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder. (Ramuz-El Ehadis, 360/8, 503/7)

... Bu, onların: “ALIM-SATIM DA ANCAK FAİZ GİBİDİR” DEMELERİNDEN DOLAYIDIR... (Bakara Suresi, 275)

Büyük ŞEHİRLER DÜN SANKİ YOKMUŞ GİBİ HELAK OLUR. (Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 38)

İşte bu zamanda yapılması gereken şey, elinden geldiğince dine uymandır. Olduğu kadar hocam. Namaz kılamazsan bari Cuma kıl, faize bulaşacaksan bari ondan para kazanıp milletin çoluk çocuğun aç bırakma ki böyle kötü zamanda Allah'ın seni affetmesi için kendince sebeplere riayet et.
Allah büyüktür, affeder inşallah. Başını ameliyatta kapatamayan kula Allah kolaylık gösterir inşallah. Ama bu devirde başörtüsü de neymiş, ne Allah'ın emri, ben takmaya karşıyım dersen. Kusura kalma, yanarsın.
Bu, şuna benzer:
Sana çimlere basma, denilmiş bir şehirde. Gün gelir basmak zorunda kalırsın, seni zabıtalar çevirir, durumu izah edersin. Muhetemelen seni affederler.
Ama zabıta seni çevirince 'Mecbur kalınca basılır' diye bir kural vardır. Dersen sana ne derler biliyor musun: 'Göster o kuralı, hangi kanunda, hangi yönetmelikte' var; derler. Gösteremezsin, [i]kafana göre kural mı değiştiriyorsun,
derler ve cezalandırılırsın. Affetseler bile düşük bir ihtimal. Senle onun aranda kalmış bir şey.
Peki bu alemin yaratıcısı, zerreden galaksilere kadar yaratan o Her şeyi gören, bilen Allah, sana hesabını sormaz mı? Sana demez mi? 'Ben size sonsuz cenneti mi, sonsuz cehennemi mi seçeceğiniz konusunda imtihanlar verdim. Sizi daima sınıyorum. Yeri gelecek bu dine uymak zorlaşacak. O zaman da sizi izliyorum. Yap bakalım istediğini, nasılsa bana döneceksin, bir gün hesabını sorarım...' [/i]İşte aklını bu yolda kullanacaksın. Aklını ana kitleden ayrı bir yol tutturmak için değil, onlara nasıl uyarım, yolunda kullanacaksın.

Hırsızlık için şunları söyleyeyim sana:
Kuran'da hırsızın elini kesin diyorsa, Allah'ın o kesin emrini kabul edeceksin, etmezsen o kitabı ve o kitabı sana gönderen Sultanlar Sultanı'nı ve onun biricik elçisi Peygamber Aleyhiselam Muhammed Musatafa'yı yalanlamış olursun. Hatta emrini beğenmemiş, ona karşı gelmiş olursun. Sonun hayır olmaz.
Ama o Sultanlar Sultanı'na bir gün dönersen, ona şunu diyerek varmanı isterim:
'Sen emrettin, biz o emrini kabul ettik, senin emrin bize farzdır... Lakin biz öyle bir devirde yaşadık ki; imanımızı elimizde tutmak kor gibiydi, devletler de kavimler de insanlar da seni yalanlamak için yarışıyorlardı. Biz emrini kabul ettik, senden gelen her şeye boynumuz kıldan ince olarak kabul ettik. Ama bu emirlerini hayatımıza tatbik edemedik. Sen affedersin, senin mülkün sonsuzdur, sen ezeli ve ebedisin, biz yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden isteriz. Mevla'mız çok bağışlayan, çok esirgeyendir...!'
Zekat konusuna gelirsen, senin yerinde olsam yeni icatlar çıkarmam. Dinde olmayan bir şeyi dine sokmaya bidat denir. Hazreti Peygamber, dinde bidat getirenlere lanet, etmiştir.
İslam alimleri kadar bilgin varsa ve arkanda onların yarısından çoğunu seni destekler bulursan çık konuş ve aklına ne yatıyorsa onu söyle.
Ama bu din, Allah'ın katında tek ve kamil dindir, diye düşünüyorsan, o dine uyan İslam alimlerinini bu konuda verdikleri kıyasa uy. Çünkü o alimlerin çoğu Kuran ve Hadis'e uymayan bir şey söylemezler.
Zekatı para ile vermek doğrudur, buna kızan bir islam alimi duymadım ve ben de naçizane buna karşı çıkmadım.
Ama örneğin; [i]96 grama tekabül eden malvarlığının üstündeki maldan kırkta birini zekat olarak ver
, gibi bir hüküm ile karşı karşıya kalırsan, ona uymanı tavsiye ederim.
Diyelim malın 5 milyar, hesapla 96 gramlık altını geçiyorsa sen o 5 milyarın kırkta birini zekat verilecek kişilere ver.
Çocuk Esirgeme Kuruma'a da geriye kalan kırkta 39'unu sadaka olarak verebilirsin, seni tutan mı var?
Bu şekilde yapmakla, Zekat konusunda dine uymuş olurken, sadaka sevabı da kazanmış olursun.
Yalnız zekat sana farzdır, sadaka farz değildir. Zekatı o nispet altına göre ister YTL ile ver, ister dolar ile ver. Hepsi olur. Bunu yapmazsan, farzı yapmamak gibi bir günahla karşı karşıya kalırsın. Bu hükmü beğenmezsen, müminlerin yolundan başka bir yola girmiş olursun. Ve o yolun seni nereye götürdüğünü en geç ölünce anlarsın.
Sadaka olarak da ister az ister çok ver, ister altınla ister koyunla ver. Hepsi de olur, hepsi de güzeldir. Çocuk Esirgeme Kurumu'na zekatın da fazlsını sadaka olarak vermen ne güzel. Allah kabul etsin, ama İslam alimlerinin senin bilmediğin din ilimlerini bilerek 'kurumlara zekat verilmez.' hükmüne ulaşmalarını da beğenmemezlik edip de ben zekatımı aklımın yattığına veririm, dersen sen bilirsin kardeşim.
Allah kıyamet günü, seni ve İslam alimlerinini çoğunluğunu çağırıp da kim haklı kim haksız olarak yargılarsa. Korkarım dini en az bilen olarak sen haksız olursun.
Aklına da fazla güvenme.
Akıl gördüğüne güvenir. Akıl kendini bile ıspatlamaktan aciz.
Bİr dinsiz Allah yok, ben görmüyorum, görmediğime inanmam. Akla uygun değil
Derse; ona:
O zaman aklın da yok, hadi onu da göster
dediğimizde apaşıp kalır.
O zaman Kuran'da niye 'akletmiyor musunuz, düşünmüyor musunuz' gibi ayetler var, dersen eğer.
Derim ki akıllı insan Kuran'ı okuyan, ezberleyen, Peygamber bu konuda ne demiş, onu anlamaya çalışan, Allah'ı ve yarttığı şaheserleri düşünüp ona şükreden, onu tesbih eden, ibadetlerine sım sıkı bağlı; ana kitleye ölünceye kadar sarılı kalarak rahmete sımsıkı yapışmış... insandır. derim.
Akıllı insan geçici bu hayatın yalanlarına kanmaz.
Allah neyi emretmiş onu anlamak ister, anlayamazsa onu anlayanlara uyar.
Akıllı insan Allah'a nasıl daha fazla ibadet ederim, cennetine nasıl nail olurum, ölünce kabir azabından nasıl kurtulur da kabrimi cennet bahçelerinden biri haline getiririm' diye düşünür.
Akıllı insan yüz bin matematikçinin bu denklem şöyle çözülür, ve bu denklemin sonucu budur, sözlerinin altında yalan aramaz ve o denklemi öyle çözer ve sınavı kazanır. Ama televizyondaki on matematikçi böyle diyor demez.
Burada yüz bin matematikçi, tarih boyunca İslam'ı yaşayan ve onu Kuran'a uygun olarak bize anlatan İslam alimleridir.

Hocam, bu konuda benden bu kadar.
Allah sana hidayet versin, sen bir arayış içinde olmasan, yaukarıda bahsettiğim bu fikirlere en çok çatan ve İslam dünyasının çoğuna uyma konusunda en çok öğüt veren bu siteye gelmezdin.
İnşallah doğruyu görürsün.
Son sözüm akıllı insan bir yazıdaki doğruluk ve güvenilirliği anlayabilendir.
Nasıl ki konuşan bir insanın yalancı olduğu gözlerinde bellidir, okunan bir yazının kalbe hitap edip doğruyu tavsiye etiği de ondaki maneviyatta gizilidir.

Kardeş freef,

Aziz dinimizi eski ve sabit belirli kalıplara sokmanın eski yaşam koşulları ile bugünün değişmiş ve gelişmiş yaşam koşullarında bazı zorluklar yarattığı görülmektedir siz de bunu anlamış durumdasınız,memnun oldum.

Kardeş ben ve hiç kimse Aziz Kur'anın tek kelimesini biledeğiştirelim, kaldıralım demez diyemez. Ben ve hiçkimse kur'andaki sure ve ayetleri
inkar edemez,öğütlerini tutmam diyemez.

Bahsettiğimiz meseleler sadece yorumlarla ,ictihatlarla ilgilidir. Benim anlatmaya çalıştığım 1000 yıl önce din alimleri çıkmış ve dini uygulamalar konusunda yaşadıkları zamanın şartlarına göre yorumlar ve ictihatlar getirmişlerse, Bu günün alimleri de zeka ve bilim bakımından bin yıl önceki alimlerden geri olamayacakları nedeniyle, içinde yaşadığımız zamanın şartlarına uygun yeni yorumlar ve ictihatlar getirilmesi gerektiğini anlatmak istiyorum.

Burada sana benim başımdam geçen bir olay anlatayım.

Üniversite bizim sınıfta Ürdünlü Hannavi isimli bir çocuk vardı. İkinci yılda türkçeyi oldukça iyi konuşmaya başlamıştı. Bir gün bana emniyetten bir yazı geldi şuna bir bak anlamadım dedi. Emniyetten gelen yazıda:
Vizeniz 15 gün sonra bitiyor. Uzatılması için emniyet müdürlüğü yabancılar dairesi 2. kar 211 nolu odaya başvurunuz. Yazıyordu. Çocığa neresini anlamadın dedim bana: Ben şimdi emniyete gidip ikinci kata çıkıcam ve 211 nulu kapıya kafamı mı vurucam dedi.
Tabii gülüştük. Baş vurmanın ,kafa vurmak değil ,müracaat etmek olduğunu anlattık.

Bunun üzerine Hannavi bak dedi dinimizde hırsızın elini kesin der.
Benim türkçedeki türkçeyi bilip mecazını bilmediğim gibi bazı kişiler
hırsızın elini bıçakla kesin diye anlar. Halbuki burada mecaz vardır.
Yani hırsızın elinin önünü kesin yani engelleyin diye anlamak lazım dedi.
Ve elektriği kesin diyince bıçağı çıkarıp kablolarımı kesiyorsunuz,yoksa
düğmeyi çevirip mi kesiyorsunuz, Suy kesin deyince suyu bıçakla mı kesiyorsunuz yoksa önüne bir şeyler koyup akmasını mı engelliyorsunuz.

Hocam bunlar bir misaldir, yorum farklarına bir örnek olarak aktardım mutlaka böyledir anlamında değil.

Gelelim yukarıdaki yazına:

Ben sana benim dini eğitimim olmadığını söylemiştim. Anam ve Babam
sünni olduğu için ben de sünni oluyorum. Tüm ülkemizdeki müslümanlar gibi sünnilik hakkında çok şey bilmememe rağmen sünnilik imamının
İmamı Azam olduğunu biliyorum. Ben sana İmamı azam KABUKLU DENİZ
HAYVANLARI YEMEK HARANDIR demiş diyorum sen konuyu gargaraya getirip:

''İmam-ı Azam, burada Balık'a benzeyen her deniz canlısının yenilebileceği hükmüne varıyor'' diyorsun.

Ben KABUKLU DENİZ HAYVANLARINDAN bahsediyorum. Balığa benzeten deniz canlılarından değil. Isatkoz balık değildir,balığa benzemez.

Sonra bana aynı Diyanet gibi:

''imam-ı Hanbeli kabuklular da dahi tüm deniz canlılarının yenilebileceği hükmüne varıyor.''

DİYORSUN. AMA NE OLDUĞUNU SÖYLEMİYORSUNUZ. BENİ KANDIRMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ.

Yani bana:

İMAMI AZAM KABUKLU DENİZ HAYVANLARINA HARAM DEMİŞSE SEN ONA UYMA, İMAMI HANBELİ TÜM DENİZ CANLILARI YENİR DEMİŞ ONA UY MU
DİYORSUNUZ ?

Karde freef ben Diyanetin de senin de dediğini yapmayacağım yani
İmamı azama uyup kabuklu deniz hayvanlarını yemeyeceğim.

Fakat Aziz Kur'anı Kerim sadece LEŞ,KAN VEDOMUZ ETİ HARAMDIR.
dediği için İmamı Azamın kabuklu deniz hayvanları yemek haramdır fetvasını kendi alıma göre YANLIŞ bulduğum için kabuklu deniz hayvanları
yemeye devam edeceğim.

Gelelim faiz meselesine:

Hocam ne güzel anlatmışsınız:

''Faiz konusuna gelirsek; Faize haram de, ama alırsan yine al. Bu, Allah'la senin arandadır. BU devirde faizsiz yaşamak zor, Allah affetsin' de. Zaten hepimiz faize bir şekilde bulaştık. ''

DEMİŞSİNİZ. Bak ne güzel söylüyorsun. İslamiyetteki HOŞGÖRÜYE ne güzel yaklaşıyorsun. Anlayamadığın tek şey ben faiz haram değildir demiyorum.Faiz KUR'AN VAR HARAMDIR DİYORUM.

Ancak bu konu din alimlerince yorumlanamaz mı diyorum.

Mesela (BÖYLE OLSUN DİYE DEĞİL SADECE MESELA GİBİ):

Din Alimleri '' Devletin ve kanunların belirlediği orandan fazla faiz haramdır '' gibi .Mesela dedik buna benzer bir şeyler gibi mesela.

Hocam hazır HOŞGÖRÜYE bu kadar yaklaşmışken şu meşhur TÜRBAN
konusunda sana bir sorum var,Samimi olarak cevaplayabilirseniz tabii:

BİLDİĞİNİZ GİBİ ÜNİVERSİTELERE TÜRBANLA GİRMEK KESİNLİKLE YASAK.Bu DURUMDA KIZLARIMIZ NE YAPACAK ?

Faiz konusundaki hoşgörü gibi başı açmak günah ama Allah affetsin
mecburiyet var. Kızlarımız üniversiteye devam edebilmek için başlarını
açabilirler diyebilir misiniz ?

CEVABINIZI MERAKLA BEKLİYORUM.

SELAM

Kızlar üniversiteye giderken başlarını açacaklar.
Bunun başka çaresi yok.
Burada mecburiyet vardır, otorite senin dinini yaşmanı engelliyorsa sen de gücünün yettiği kadar yaşayacaksın.
Bunu bilmeyecek ne var.
Ben burada o kızların günahkar olmayacağına inanıyorum, hangi İslam alimine gidersen git sana bunu söylerler.
Ama başörtüsünü dışarıda takmazsa, o zaman sorumlu olur.
Dışarıda kendini kısıtlayan bir otorite yok çünkü.
Yine de takmazsa, Allah'la onun arasında bir durum bu.
İslam alimlerine düşen şey, irşad etmektir.
Düzeltmek değildir, kimseyi cennete ya da cehenneme atmak da değildir.
Ama hatayı da söylemezlerse alimler sorumlu olurlar.
Resulullah (s.a.a)’den nakledilmiş olan şu hadisleri nakletmek istiyorum:
1-
“Ümmetimin içerisinde bidatler ortaya çıktığında âlim ilmini ortaya koymalıdır; kim bunu yapmazsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun.”

2- Bekr bin Muhammed İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Ey insanlar! İyiliği emredin, kötülükten sakındırın. Çünkü iyiliği emir edip kötülükten sakındırmak, eceli yakınlaştırmadığı gibi rızkı da uzaklaştırmaz.”

3- Bir gün Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Kıyamet günü bir grup insanlar, peygamber ve şehit olmamalarına rağmen Allah katında halkın imrendiği bir makamda olup nurdan olan minberler üzerinde oturacaklardır; acaba onları size tanıtayım mı?”

Ya Resulellah! Onlar kimlerdir? dediklerinde şöyle buyurdular:

“Onlar Allah’ın kullarını Allah’a sevdiren, Allah’ı da O’nun kullarına sevdiren kimselerdir.”

Halk bu sözü duyunca; ”Allah’ı kendi kullarına sevdirebilirler ama Allah’ın kullarını Allah’a nasıl sevdiriyorlar?” dediklerinde buyurdular ki:

“Onlar, Allah’ın sevdiği şeyi insanlara emrediyor, Allah’ın sevmediği şeyden onları alı koyuyor, onları Allah’a muti kılıyor ve böylece onları Allah’a sevdirmiş oluyorlar.” [20]

4-Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Eğer bir kimse günahı gizli olarak yapmış olursa, onun zararı sadece onun kendisine olur; ama eğer onu açıkta (alenen) yapmış olursa ve o amelden de nehy edilmezse o zaman onun zararı herkese dokunur.”

İmam Sadık (a.s) bunun sebebini şöyle açıklamıştır: “Çünkü o günahı açıkta işleyen şahıs, kendi ameliyle Allah’ın dinini zelil kılır ve Allah düşmanları ise ona uyarlar ( ve böylece onun zararı herkese dokunmuş olur.)”

İşte bilenler bilmeyenleri uyaracak, hocam.

Bir de hırsızlıkla ilgili yorumunuz sizi bağlar.
Kuran'da 'Hırsızın elini kesin' ayetini niye Türkçe'deki mecaza göre kendi aklına göre açıkladığını anlayabilmiş değilim.
Kuran akla göre açıklanmaz sayın hocam, PEygamber: Kuran'ı aklına göre açıklayan cehennemedeki yerini hazırlasın.' buyurmuşlar.
Peki neye göre açıklayacağız Kuran'ı diye sorarsan cevabım şu:
Önce Peygamber aleyhi vesellem neyi nasıl yapmış ona göre açıklayacağız, sonra da Kuran ilimlerini en iyi bile sahabe ve İslam alimleri neyi nasıl yapmış ona bakacağız, demektir.
Bu ayeti Peygamber bilmiyor muydu. Biliyordu, o hırsızın elini hırsızlık mahalinden kesin diye mi anladı acaba?
Tabii ki hayır.
Peki İslam dünyası yüzyıllardır hırsızlık suçlarına neden el kesme cezası verdi.
Biz Peygamber aleyhi selamdan, sahabeden, İslam alimlerinden ve İslam dünyasının her ferdinden fdaha mı akıllıyız?
HAyır.
Senin o düşündüğün yorumu niye başkaları böyle anlamamış acaba?

Bak sana bir örnek vereyim:
Peygamberimiz Sallallahu aleyhi vesellm zamnında soylu bir alenin evladı hırsızlık etmişti ve cezası kesilmişti, bu aile Resülullah'a gelerek affedilmesini istemişti.
Ama '"Şayet. "Muhammed´in kus Fatma da hırsızlık etmiş olsaydı, onun da elini keserdim"[82] buyurmuştur.
Ve bu ceza Kuran'da yazıldığı gibi tatbik edilmiştir.
Peygamberden sonra da bu böyle devam etmiştir.
Bu dine girdiysen bu hükmü kabul edeceksin.
Bugün bu ceza bu şekilde uygulanmıyorsa bu dine aykırıdır.
Beni milletin elini kesin demiyorum, ben şeriatı getirelim de demiyorum.
Ben diyorum ki bu emir Allah'ın Kuran'da bir ayetiyle sabittir.
Peygamber ve sonrası da bu emri bu şekliyle algılamıştır.
Uygulanır ya da uygulanmaz, bunu sorumluluğu müslümanlara aittir.
Madem Kuran değişmemiştir, medem kıyamete kadar değişmeyecektir, o zaman bu emir de değişmeyecektir.
Madem Muhammed Mustafa(S.A.V.) son Peygamberdir, yeni bir Peygamber gelip Kuran'ı farklı yorumlamayacaktır, o zaman bu cezanın uygulanış şekli de değişmeyecektir.
Bu emri veren Allah'ın bir gün ölüleri diriltip huzuruna toplayıp, cehennemin getirilmesini emrettiğinde ve bize emrettiklerini yapıp yapmadığımızı sorduğunda sen istediğini söyle hocam.
Ama ben ne derim biliyor musun:
'Ya RAbbi bu emrini biliyordum, Kuran ve Resuün aleyhiselam haktır, biz senin bize indirdiğine iman ettik. Son Peygamber'ine de tabiii olduk. Bütün emirlerinin hak olduğunu da bilidik. Onları aklımıza göre yorumlamadık, Resül bize neyi verdiyse aldık, neyi atın dediyse de attık.
Ama bezen nefsimizde dolayı, bazen de bizi yönetenlerden dolayı emrin olduğunu bilmemeize rağmen günahkarlardan olduk ve sana geldik. Sen bizi affet!
Derim.
Ama şunu demezdim:
Ben duydum ama bu emri kafama göre yorumladım. Peygamber'in yaptıkları bana pek akıllıca gelmedi. 21. yüzyıl bana çok çağdaş geldi. Bu devirde Kuran'ın bazı emirlerini atılmasının gerektiğine inandım, bazılarının da artık yeniden yorumlanması gerektiğine iman ettim. Benden önceki alimleri, sahabeleri Arapça'daki mecazları iyi bilmemekle itham ettim.
Senin emirlerini hem yapmadım, hem yok saydım. Allah çağları bilmez sandım, Allah teknoljiden anlamaz sandım, Avrupalıların yaşam standartları bana Allah'ın emirlerinden iyi geldi. Sana küfreden, seni inkar eden Batılıların her gün koyun gibi müslüman kesip, bizi boğazlarlarken ben cemiyetin selahiyeti ve Allah'ın rızası için verilen el kesme emrini ve ayetini BAtılıların anlayışı ve bizi küçümsemesine göre yorumladım.'

Tabiii Bu dediklerim Allah'a inananlar için bir şey ifade eder.
Sözüm sana değil hocam.
İnanmayanlara.
Beni internetin başına oturmuş, sana kızan kızgın boğalar gibi düşünme.
Beni sana yol göstermek isteyen bir kardeşin olarak düşün.
Bir yazında dediğin gibi, elimde sopam olsa ve sen internetten sen çıkıp gelsen kafana indirecek biri değilim.
Sana çay ikram eder, doğrusunu sana anlatırdım ve sana derdim ki:
Şeriatın emirleri Allah'ın emirleridir.
Bugün uygulanmıyorsa senin elinden bir şey gelmez.
Devlete ve otoriteye karşı gelme, elinden geldiğince ibadetlerini yap ve tövbe et.
Aklına yatmayan Kuran ve Hadis mevzularını da Allah affetsin, diyerek senden iyi bilen İslam alimlerine bırak.
Bu devir hikayelerini de geç.
Kuran'ı indiren Allah'ın; devirleri de, zamanı da, insanları da, kainatı da yarattığını ve öncesiyle sonrasıyla bildiğini biliyorsan onu yargılayıp sonsuz azaba düşme.
Bu devir de bir imtihandır, bu da geçer. Dünya sana da kalmaz, bana da.
İnanıyorsan, gücünün yettiği kadarını yap. Ama değişmez denen kainatın en yüce kitabının bir harfini bile ne inkar et, ne yok say, ne de senden öncekilerden farklı yorumla.
Derdim sana.
Yine bildiğini okursan sana kızmazdım ama sana acırdım.

İnanıyorsan, gücünün yettiği kadarını yap.>
Allah razı olsun.Selamlar sevgiler

Hocam anlaşıldı,benim anlatmaya çalıştığım çok basit bir konuda bile anlaşamayacağımız meydana çıktı.

Ben Kur'anı Kerim hakkında hiç kimse tek söz edemez Tek harfi bile değiştirilemez dedim. Bi kere bu sabit anlaşılsın.

Tüm müslüman ülkeler Batıya nazaran ilim ve teknolojide geri kalmış batıya kul köle olmuşlar. Benim derdim bu.Bunun nedenleri de zaman değişiyor,insanlar değişiyor,yaşam koşulları değişiyor.İslam alemi de kendisini bu değişimlere uydurmaya çalışmalı,değişmeli,değişime ayak uydurmalı,günün ilminden ,teknolojisinden geri kalmamalı.
Yaşam kurallarını bin yıllık eski sabit kurallara takılıp kalmamalı.bu nedenle KUR'ANI DEĞİL Kur'an dışı dini yorumları yeni din adamları otoriteler yetiştirerek yenilemelidir.

Bu konuda anlaşamıyoruz.Sağlık olsun önemli değil.
Benim güvencem üniversitelerden yeni canavar gibi bir nesil geliyor(başları açık ama zararı yok) onların batının geldiği medeni,ilmi,ve teknolojik seviyeyi yakalayacaklarına inanıyorum. Onların binlerce yıllık eski kuraları yenileri ile değiştireceklerine ,inanıyorum çünkü toplumsal
ve sosyolojik değişimlerin önünde durabilmenin imkanı yoktur.

Bu konuda ülkemiz şanslı hiçbir müslüman ülkede olmayan sosyal,demokratik,laik bir hukuk cumhuriyetine sahibiz.
Diğer müslüman ülkelerde yavaş yavaş bu duruma gelecekler ama onların medeni dünyaya uyabilmeleri çok daha fazla zaman alacak
çünkü zamanımızda onların şeriattan kurtulmaları biraz güç görünüyor.

Bu konuyu burada kapatalım hocam çünkü lafın bittiği yerdeyiz.

SELAM

Müslümanların kimseye kul köle oldukları falan yok.
Köşe başlarını tutmuş bir kaç petrol şeyhi ile bir takım devlet adamları kul köle olan.
Müslümanlar, Peygamber Efendilerine kadar batının laf söylemesşne tahammül edmeyecek kadar gurulu ve onurlular.
Teknik ve teknolojide geri kalmamızı Abdulaziz Bayındır gibi bir kaç mezhepsiz dışında bizim İslam alimlerinine ve cemaatlere suç bulan yoktur.
Bizim en kötü halimiz bile Çanakkale'de yedi düvele meydan okumuştur.
Bugün dahi Irak'ta batağa gömülmüş bir Batı alemi vardır.
Kendi içlerinde nüfus sorunları yaşayan bir Batı'dan bahsediyoruz.
O batı ki teknik ve teknoljiyi sömürgecilikle elde etmişlerdir.
Amerikan Yerlileri olmak üzere iki kıtayı soykırımdan geçirmişler, bir tek kızıldereli bırakmamışlardır. Ellerinde altın elmas ne varsa Avrupa'ya aktarmışlar, ticaret yollarını değiştirmişler, bu zenginliğin getirdiği şımarıklıkla sömürgeciliğe soyunup kıtaları haraca bağlayıp üniversiteler kurmuşlar, ateşli silahları icad edip dünyaya kan kusturmuşlardır.
Bu arada Faşizm, Kominiz gibi ideolojileri dünyanın başına bela edip dünya savaşı çıkarmışlardır.
Bugün dahi aile kurumları çökmüş,; zina, intihar, satanizm, çocuk ticareti, mafya, masonluk gibi her alanda başlarına belalar almışlardır.
Batı'nın sahte yüzüne aldanmayın sayın hocam. Bugün ABD'de 40 milyon insan sokakta yaşamaktadır.
Avrupa srmayesi ve şirketlerinin yüzde yüze yakını Yahudi ve masonların elindedir. Bu zenginlikten Avrupa'ya düşen bir ev, bir araba, senede bir tatil gibi lütüflardır.
Şehirleşmeleri, yaşam kaliteleri, demoktarik satndartları bizden çok çok iyi olabilir.
Ama ateizmin, darvinizmin, fuhuşun ve asi gençliğin pençesine düşmüşlerdir.
Bizim bir İslami aile düzenimiz ve huzurlu köy yaşantımız için bile veremeyecekleri para, yapmadıkları araştırma ve ödeyemeyecekleri bedel yoktur.
Çok mu başımızı dönderdi yaşantıları.
Yedikleri, içtikleri, gezdikleri, yaşadıkları onlara iki dünya saadeti mi getirdi acaba?
Peki geri kalmışlığımızla hakikaten kul köle mi olduk.
Bunda suç bizim müslümanların mı acaba.

Birileri bizi fena kandırıyor.
Biz değil miydik 3 kıtaya hükmeden.
Osmanlı zamanında biz yine aynı kader anlayışına, aynı cemaatleşmeye sahip değil miydik.
Müslümanları çok geri görmemek lazım.
Bu ümmet başsız bırakıldı, bu ümmete Allah'a tevekkül ve zorluklara sabrı unutturuldu.
Kıtalar sömürüp soykırımla dünya mallarını ele geçirip dünyayı elde eden Batı karşısında bize reçete olarak dünyaya tamah gösterildi.
Onların tahrif edilmiş dinlerinin devreden çıkarılış yolları, bize ilaç olarak sunuldu.
Elimizde kalan ve bize bu halimizle bile destanlar yazdıracak olan tevekkül, sabır, cesaret, itaat, iman, azim, aile düzeni, büyüklere saygı, terbiye.. gibi güzelliklerimiz de o yukarıda saydığın düzen ile yerle bir edildi.
Ahiret inancı bile tek başına bizim dünyaya meydan okumamıza yetecek iken, ahireti unutup dünyaya sarılarak meydan okumaktan ble aciz hale geldik.
Nunda suç hem bizi bilmem şucu bucu düzene itenler ile adı İslam aydını olup da bin yıllık geleneklerden farklı bidatçi anlayışlara bizi iten TV alimleridir.
HAdi kapatalım bakalım.
Bu yazdıklarını da iyice tartp yazıyorsundur inşallah.
Geçici bir dünya hayatı için Allah'a hazırladığın bir cevabın vardır inşallah!


Fıkıh ve İlmihal