İslamiyet'teki mezheplerin farklı oluşunun hikmeti

İslamiyet’teki mezheplerin farklı oluşunun hikmeti nedir?

Çeşitli kesimler tarafından gündeme getirilen konulardan biri de “mezhep” meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan İslam’da bir ayrılık unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.

İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları konu edinir. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir. (Mektubat, 449 )

Mesela Hz. Peygamber (asm.) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (asm.) efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (asm.) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler. İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm.) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için efendimiz abdest almıştır.” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz. Ayşe (ra.) validemizin Peygamber (asm.) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır. Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.

Mezheplerin doğuşu

Peygamber (asm.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (asm.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve onun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (asm.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (asm.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

İslam mezhepleri -bir iki cüz’i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini ret ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.

Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit’in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.

İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı inceleyiniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 - 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.

Hak birden fazla olur mu?

Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: “Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?”

Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetle şu cevabı verir: “Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin... İşte burada hak taaddüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır. “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.” denilebilir mi?

İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur.

Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani hazretleri “Mizan” isimli bir eser yazmış, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.

Bir misal:

Mezhep imamları İslami meselelerde değil, uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.

Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin, “Başınıza meshediniz.” emri “bi ruusikum” ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça’da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazen “güzelleştirmek”, bazan “bazı” manasını vermek, bazan da “bitiştirmek” manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin “ruusiküm” kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uygulama ortaya çıkmıştır.

Bunun içindir ki İmam-ı Malik hazretleri: “Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur” der.

İmam-ı Ebu Hanife hazretleri ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bir kısmı meshedilse kafi gelir” der.

İmam-ı Şafii hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’ dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır...

Alaattin başar

Sayın hocam,

Şiilerle sünnilerin asırlardır süren ve bugün ırakta birbirlerini kadın çocuk yaşlı genç demeden katletmelerini de izah edebilir misiniz?

Hz. İsa zamanında incil vahyedildiği andfa kayıt edilemedi. Bunedenle Hz.
İsa etrafındakiler dağıldıktran sonra hepsi akıllarında kalşanları yazarak farklı inciller meydana geldi ve hristiyanlık parçalanarak mezheplere
bölündü.

Fakat Kuran peygamberimiz zamanında yazıldı ve dünyada tek Kuran varken müslümanlığın da hristiyanlık gibi mezheplere bölünmesi din adamlarının kusuru değilmidir.
Tek bir kitap ve tek bir mezhep olsaydı daha iyi olmazmıydı

selamün aleyküm

Hadi bu sorularına da ben cevap vereyim:
Şiilerle sünnilerin savaşı kardeş kavgasıdır, bu doğru bir tespit.
İki müslüman halk kavga ediyor.
Asırlar boyunca süren kavga çoğu kez mezhep kavgası olarak algılanmamalı.
Osmanlı ile Safavi İran Devleti kavgası
ya da
Abbasiler ile Fatımiler kavgası olarak da olaya bakılabilmelidir.
Gerektiğinde Anadolu Beylikleri bile kendi aralarında kavga etmişlerdir. Bu beyliklerin hepsi müslümandı, hepsi sünni idi ve hepsi Türk-Türkmen Oğuz soyundandı.
TArihte bir sürü örnekleri vardır. Babanın ordusuyla oğlunun ordusu bile savaşmıştır.
Bu savaşlar yalnız müslümanlarda değil dünyanın bütün coğrafyalarında ve bütün dinler-kültürler-kıtalarında görülmüştür.
Görülmektedir, görülecektir.
Bunun temel sebei fikirlerin başka olmasıdır.
Ne demiş Aşık Veysel:

Kim okurdu kim yazardı?
Bu düğümü kim çözerdi?
Koyun kurt ile gezerdi,
Fikir başka başka olmasa.

İnsanların kavgası bazen devlet olma vey adevleti koruma içindir, bazen menfeat içindir, bazen mal mülk içindir, bazen fikirleri yaymak içindir, bazen de Allah içindir.
Bu yolda savaşılmıştır, savaşılacaktır. Bir açıdan hayat mücadele demektir.
Bugünkü şii-sünni kavgası da bir nevi devletleşme, ayrışma bölüşme kavgası gibidir.
İşgal edilmiş bir ülkede, kimin nereye bomba koyduğu açık değildir, bir camiye konulan bombayı sünni de koymuş olabilir, şii de.
Hatta ikisini çarpıştırmak isteyen işgalci de.
Hemen müslümanları soykırımcılıkla suçlamak kendimize ihanet demek olur.
Bu konuda uyanık olmalıyız.

İslam ümmeti niye mezheplere ayrılmıştıra verilecek cevap, tutulan yollar bizi bu sonuca ulaştırmıştır gerçeğidir.
Her milletin, her devletin bir ayrışanı olduğu gibi her dinin de bir başka yol tutanı vardır. Şiiler, Peygamber'in cennetle müjdelediği en yakın arkadaşı Ebu Bekir ve Ömer'i sapkınlıkla suçlamışlar ve farklı bir yol tutmuşlardır.
Şiilerin en kötüsü Hazretyi Ali'yi haşa Tanrı bilir iken şiilerin en iyisi de Hazreti Ali'yi sadece çok sevmekle kalmış ama Peygamber'in en yakın arkadaşlarından bir kısmını kafirlikle suçlamışlardır.
Sünniler ise dört halife dahil tüm sahabeyi sevmiş ve aralarında yrım yapmamışlardır.
Tabii fikir başka olunca, tarih boyunca kavga da olmuştur.
Doğrusu karşı tarafı doğru kabul etmesek de onlarla devletler bazında uzlaşmaktır.
Ama bu biraz zaman ister, hem bu zordur, bugün dahi Avrupa'da çatışmalar vardır. Bugün dahi İrlanda gibi demokrat ülkelerde bile terör vardır, insan olmak zordur, kavga insanın doğasındadır. Bölünme, ana kitleyi terk etme, ihanet, savaş ve barış insanlara has özelliklerdir.Müslüman da olsa insan anlaşamayınca sonu kötüdür.
Burada dinimizin bir suçu yoktur.
Ne Allah, Ne Peygamber Sallallahu aleyhi vesellm ne İslam alimleri kardeş kavgasını emretmişlerdir.
Hatta dikkat et, sünni olsun, şii olsun tüm İslam alimleri ve siyasi önderleri topluma barışı tavsiye etmektedirler.
Halkları daha fazla eğitmek gerek demek.
TAbii önce işgalin bitmesi gerek.
Düşmanın borusu bu kavga sürdükçe öter.
Sürüye kurt girmişse kardeşi kardeşe de kırdırır.

Tek mezhep olsaydı demişsiniz.
Bu Allah'ın bir takdiri ise yapacak bir şey yok.
Bugün Türk devletleri bile 7 tanedir. Demek ki hepsi Türk ve müslüman ve hatta Sünni ve Türkmen olan Türkler bile yollarını ayrışmışlar.
Dediğim gibi bu bölünme ve ayrışma insanın doğasında var.
İster KKTC gibi 100 binlik Türk Devletinde dur.
İster Türkiye gibi 80 milyonluk Türk Devleti'nde dur.
Bugün İslam Dünyası ise ikiana mezhebe bölünmüşler.
Ehli Sünnet ve Cemeat: Sayıları 1 milyar dört yüz milyon tahmin ediliyor, 50 civarı devletten oluşuyor.
Şia: İran'ın tamamı, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerin bir kısmı ile toplam 100 milyon tahmin ediliyor.

Sen seç hocam mezhebini.
Mezhep demek farklı din demek değil, din içinde sonradan oluşan dini yaşayış biçimi demek.
Ehli Sünnet'in içindeki ameli mezhepler Hanefi, Şafii, Malki ve Hanbeli mezhepleri ameli mezheplerdir. İtikadi mezhep değildirler. Yani itikad yani inanç konusunda hepsi 1 milyar dört yüz milyonla aynı şeye inanırlar. Ama amel yani işlerde Kuran ve Hadis'i anlamada farklı yollar vardır. Namazda ayakta Fatiha'yı sesli mi sessiz mi okunmalı gibi.
Bu ameli dört mezhebin hepsi de diğerini hak saymış, tarih boyunca birbirleriyle hiç savaşmadıkları gibi bir mezhebe ait bir devletin kurulduğu görülmemiştir. TArihte OsmanılHAnefi'ydi veya tarihte Türkiye hanefi'ydi demek, burakların halkının ve yöneticilerinini çoğunluğu Hanefi mezhebine bağlı idi, demektir.
Dünyada hangi ehli sünnet ehline varsan, ne Kuran'ı ne Peygamber aleyhi selam'ı ne sahabeyi ne de diğer ana dört mezhebi yalanlar.
Hanefi birine ben Şafii'yim desen, bana ne der. Ne fark eder, der. İstediğini seç, der.
Bilmem yanıt verebildim mi?

Hocam,

Bilmem yanıt verebildim mi? DEMİŞSİNİZ.

Ne Allah, Ne Peygamber Sallallahu aleyhi vesellm ne İslam alimleri kardeş kavgasını emretmişlerdir. DEMİŞSİNİZ

Tek mezhep olsaydı demişsiniz.
Bu Allah'ın bir takdiri ise yapacak bir şey yok. DEMİŞSİNİZ

SİZCE YANIT VERİLEBİLMİŞ Mİ HOCAM ?

Hocam bakın size üniversite eğitimi almış sıradan bir müslüman olarak bu konudaki düşüncelerimi aktarayım:

Hz. İsaya incil vahyedildiği zaman incilin yazılması mümkün olmadı.
Hz. İSA çarmıha gerildiğinden sonra etrafındaki havarilerin bir kısmı
deniz yoluyla italyaya ve avrupaya bir kısmı karayoluyla anadoluya ve balkanlara yayıldılar. Bu guruplar Hz. İsanın anlattıklarından akıllarında kalanları yıllar sonra yazdırdılar bu nedenle farklı farklı inciller meydana geldi.

Daha sonraki yıllarda PAPAZLAR dini halkı soyarak bir kazanç kapısı yaptılar. Halkı soyabilmek için binlerce günahlar haramlar icad ettiler.
Yetmedi günah çıkarmayı icad ettiler ve insanlara gelin ginahlarınızı anlatın
affedelim dediler. (günah çıkarma bügün hala vardır) . Yetmedi cennetten
parayla arsa tapusu sattılar. (Tapu örnekleri müzelerde vardır.)
Uydurdukları yasaklar arasında (Katolikler) boşanmak yasakta vardı.

Bir tarihte İngiltere kralı boşanmak istedi. Katolik ingiliz baş papaza kendisini boşamasını emretti. Baş papaz boşamayınca kafasını kestirdi.
Baş papaz yardımcısına boşamasını emretti. Yardımcı kralı boşadı.
Ve kıral yardımcıya yeni bir incil yazmasını emretti. Yeni bir incil yazıldı ve protestanlık mezhebi doğdu.

Papazların binlerle yasak,haram,günah uydurmaları aydınlanan ve eğitim düzeyi yükselen halkı bıktırdı ve papazlar güvenlerini kaybettiler.
Bu gün avrupada pazar günleri ayinlere çok az insan gelir ve çoğunluğunu
yaşlı kimseler oluşturur.Sair günler ise turistlerden başka kimseyi
göremezsiniz.

Müslümanlıkta ise ilk dört halife zamanında hiçbir problem yoktu.
Ancak Hz. Alinin katledilmesinden sonra Muaviyenin ve Hz. Hüseyinin
aynı zamanda halifelik iddia etmeleriyle bölünme ve parçalanma başladı
ve müslümanlar ilk defa şii ve sünni olarak bölündüler.
Hz. Peygamberimizin kendisinden sonra gelecek halifeyi belirlemeyip
halkın seçmesini sağlamasına rağmen, Muaviyeye kadar halifeleri
ileri gelen halkın seçmesine rağmen muaviye halifelik sanki baba malı imiş gibi babadan oğula miras kalmasını sağladı. Bu sayede halifelik
osmanlıya geçtikten sonra meşhur padişah deli ibrahim bile halife oldu.

Ne yazık ki aynen hıristiyanlıkta olduğu gibi müslümanlıkta maalesef
din adamları tarafından çeşitli mezheplere ,tarikatlara bölündü,bu gün hala
ülkemizde bile yüzlerle tarikatlar,cemaatlar isimlerini siz biliyorsunuz
meydana geldi, ve yine aczmendiler müslüm gündüz gibi ali bilmem ne
gibi islamın kılıcı hüseyin üzmez gibi kerametleri kendinden menkul tipler
meydanlarda cirit attılar.
Bu gün lutfen gidin camileri bir görün cuma öğle namazı hariç haftanın altı günü tün vakitkerde kaç kişi var bir bakın. Altmışbeşbin cami varmış her köşede bir cami okuldan çok. Neden bu kadar çok cami yapılıyor biliyormusunuz ? ben sebebini söyliyeyim. Bir kısım din adamları bunu geçim kapısı yapmışlar. Kapı kapı camiye yardım topluyorlar,topladıklarının bir kısmını kendileri alıyorlar tabii haklarıdıpara toplama işinin ücreti bu iş onların maişetidir,geçim kapısıdır.

Benim inancın bu gün islamiyette nekadar sorun varsa tamamı din adamları tarafından yaratılmıştır. Din adamlığı dinimizde yasaklanmasına rağmen din adamlarını kimse zeptedememiştir.

Bu gün ben yüksek dini eğitim almış kişilere kim olursa olsun saygı duymama rağmen ,bu yüksek din eğitimi almış kişiler birbirlerine hakaret etmekten bile çekinmemektedirler.

Belki aşırı bulabilirsiniz ititraz da edebilirsiniz ama ben hiçbir din hizmetinin
imamlık,müezzinlik,hafızlık gibi para karşılığı yapılmasına ve geçim sebebi yapılmasını dinimize uygun görmüyorum.

Hocam yanlışlarım varsa düzeltiniz. Ancak bu söylediklerimin içindeki hakikat paylarını ve islamiyetin içindeki bu duruma samimi üzüntülerimi de mazur görünüz.

SELAM

Hocam bu mezhep işini çok büyütüyorsun gibi geliyor bana.
Bir babanın 15 evladının 14'ü evde kalmış biri gitmiş gibi bir şey.
15 evlada 1,5 milyar müslüman desek, 14 evlad Ehli sünnettir.
1 evlat da 100 milyonu temsil eden şii caferiliktir.
Zamanında kaderiye, mutezile, cebriye, imamiye, ismailiye...ilh gibi ehli sünnet dışı mezhepler çoktan silinip gittiler.
Bugün mutezile fikirleri çok az da olsa yaşıyor ama kendisine mutezileyim, demiyor, o da ehli sünnetim diyor. Mezhepsiz diye çattıklarım işte bunlar. Bunların halkta fazla yansıması yok, dini bilenler içinde bazı tvlerde ahkam kesip duruyorlar.

Neyse mezheplere gelirsek, bölünme mölünme yok. Bunu kafana takma, yüzde doksandan fazla Ehli sünnettir. Baba evini terk etmeyen kardeşler gibi yani.
O kadar cemaat, tarikat, ameli mezhep ne olacak dersen. Hiç biri birbirini sapık ve İslam'a aykırı saymaylar. Mevlevi, Kadiriliği hak bilir, Kadirlik Nakşiliği hak bilir, Hanefilik Şafiiliği hak bilir, Şafiilik de Hanefiliği hak bilir.
Git bir tasavvuf ehline de ki ben ehli sünnet içinde hangi ameli mezhebi ya da hangi cemaati seçeyim?
Sen bilirsin, hepsi haktır, derler. Yani şiilik gibi bir ayrışma bu yüzde doksan beş gibi bir kitlede yok. TAbii arada dinikullanan sahte şeyhler vs. de çıkmıştır, bu konuda da uyanık olmalısın, onların hallerinden, yüzlerinden, mallarından, kadınlarından pis işleri ortaya çıkar. Onları bir nesil tanımasa da bir nesil tanır. Bir kurumda bile yolsuzluk vbarsa, sahte müdürler varsa, nasılsa ortaya çıkar. Bunlaın sayısı azdır ve ömürleri fazla değildir.
Oysa Nakşilik en az bin yıllık yoldur, Osmanlı öncesine kadar uzanan çizgileri vardır. Bunlar Allah'ı zikretmek, İSlam'a ve insanlara hizmet etmek için çırpınıp durmuşlar. Bunların mürşidleri ve önderleri içinde bir tek aykırı biri çıkmamış, bu olaya tarih şahittir. Devletler, mahkememler, milyonlar, kitaplar ve diğer cemaatler de sahiptir. Kendi rüştlerini ıspat etmişledir. Sana onları tavsiye ederm. Bugün menzilde şeyhleri vardır, dünyanı ve ahiretini kurtarmak istiyorsan var git bir gör ne yapıyorlar, gözlerine bak, sözlerine bak, hallerine bak anlarsın ne olduklarını. 1
tane hırsızı bir araya koy, bir gün seni soymazlarsa öbür gün soyarlar, on tane tecavüzcüyü yan yanba koy, bugün olmasa yarın başına iş açarlar, nakşilik bugün dahi İslam ülkesinin bütün devletlerinde yaygındır, sadece Türkiye'de milyonla sayıları ölçülür.
Aralarında bir tavuk çalan görülmemiştir, mahkemeler bunu yazmamıştır. Aralarında kendilerine silah çekenlere bile karşılık verenin olduğu görülmemiştir.

İşte bu cemaatler, hedefe giden topluluklardır, Anayasaları aynı, Kanunları aynı, yönetmelikleri aynı, Genelgeleri aynı ama avukatlık büroları ayrı ayrı olan hukukçular gibidirler.
Ya da Düğün evine beş altı ayrı konvoy ile gitmek gibi bir şey bu cemaatleşme..
Üzülmene gerek yok, Hristiyanlığa ise hiç benzetme bu durumu.
İslam içinde de din adamları diye bir sınıf yoktur, devletin imamlara para ödemesi ise son yüzyıl icadıdır. YAlnız Türkiye'de vardır bu olay. İcad eden de din dışı çevrelerdir. Müslümanları kontrol etmek için camiileri bile devlete bağlamışlardır.
Hem maaş almaları niye göze batıyor onu da anlamadım. Adam 5 vakit camiiyi bekliyor, aç mı kalsın. İlahiyat Fakültesi'nde dini eğitim almış, hak etmiyor mu en düşük memur maaşını. Ne yani adama müdür maaşı mı veriyorlar.
Tarih boyunca İslam dünyasında bir ruhban sınıfı olmamıştır.
Sen duydun mu Orta Çağ kiliseleri gibi topark sahibi olan, köylüyü ezen, cennet karşılığında para toplayan din adamlarını.
CAmiide toplanan paralar ile İslami vakıfların bağış toplamalarını şato sahibi Ortaçağ kliseleriyle ve papazlarıyla karıştırıyorsan sapla samanı karıştırıyorsun, demektir.
Ne yani o camiinin imamı camiinin kömür parasını, elektrik, su, tuvalet giderlerini cebinden mi karşılasın. Devlet de vermiyor kömür parasını. Bir camii kışın altı ay kalorifer yakar. Milyarlar gideri var. Cemaat gönlünden ne koparsa onu verir. Bu paranın imamlar tarafından çalındığına dair elinde var mı kanıtın. Türkiye'de ve İslam dünyası'nda bu gibi kaç tane adli vakıa vardır. Oysa bir SSK gibi kurumda bile her gün bir yolsuzluk çıkmakta iken 65 bin camii, o kadar bin imam ve müezzin, milyonlarca namaz kılanın olduğu bir Diyanet teşkilatında belki 10 yılda bir böyle olaya ya rastlanır ya rastlanmaz. Buradaki güzelliğ, buradaki Allah korkusunu görmez de niye üç kuruş imam maaşına dil uzatırsın be güzel kardeşim.
İSlami vakıflar ise çocuk okutmakta, yurt yapmakta, yurt dışında Türk okulları açmakta, kitap basmakta, Kuran dağıtmakta, camii-çeşme-tuvalet gibi halka hizmet götürecek şeyler yapmaktadırlar. Bunların geliri ise halkın gönlünden kopanlardır. Sadaka ile iş görmektedirler. Bu yolda zengin olan bir Sakıp Sabancı çıkmış mıdır. TArihte var mıdır?
Yoktur tabii.
Peki Avrupa'yı haraca bağlamış OrtaÇAğ papazları ile niye kıyaslıyorsun benim güzel din adamlarımı.
Din adamı tabiri bile İslam tarihinde yoktur. Bu tabir, Türkiye Cumhuriyeti zamanında icad edilmiştir. Dinin admı mı olurmuş, İslam alimleri kendilerine alim bi,le demekten utanırlar. Allah'ın lütfuyla bu yolda talebeyiz derler.
Sen malum medyamızın dolduruşuna gelme. İlahiyat FAkülteleri, onlarca cemaat binlerce on binlerce alim ile doludur. Televizyona çıkarıp ahkam kestirdikleri kendi adamlarıdır. Açın Kuran'ı okuyun, ne görürseniz onu yapun diyen fitnecilerdir.
Cemaatlere laf atacağına, senin yerinde olsam gider birine intisap ederm. Sana dinini öğretirler hiç yoksa. Eline Kuran'ı verip hadi oku ve yaşa, demezler.
Önce Din ilimleri içinde Fıkh'la seni başlatırlar.
Namaz nasıl kılınır, Gusül abdesti nasıl alınır, Allah nasıl zikridilir, abdestin şartı nedir, istibra istinca nedir... bunları öğretirler.
Sonra Kuran okumayı öğrenirsin, sonra Peygamber'in hayatını öğretirler, sonra sahabeyi öğretirler, sonra evliyalar, mürşidler, İslam devletleri, alimler, şehitler hakkında bilgi alırsın... derken bu yolda ilerler, Allah'a varırsan.
Çok ilerlersen o zaman tefsir gibi Kuran'ı anlama, dersler verme, irşad etme gibi makama varırsın, bu makamı da sana Allah verir. Aklını bu yolda ilerlemeye versen iyi edersen, bu yollarda çok lazım olacak çünkü.
Ama hiç bir şey bilmeden, bir sahabe hayatını dahi okumadan, İamam Gazali gibi İslam mücedddidi alimler tarihte ne yapmış onu öğrenmeden, farz nedir, vacip nedir, sünnet neden önemlidir, bunu öğrenmeden eline Kuran mealini alır okur da ictihad yapmaya kalkarsan sorun büyür. Kendin de kaybedersin, peşine takılanlara da kaybettirirsin.
Bu durum şuna benzer ki.
Bir Tıp Fakültesi'ne giren doktor adayı öğrencinin eline Ord. Prof. bilmem kimin kitabı verilip hadi bunu oku ve git ameliyata gir denilmez.
O, önce orada ilim tahsil eder. Hemen o ana kitabı okumaz, onu açıklayan ve daha önce bu yoldan geçmiş profösörlerin kitaplarını okur ve bu yolda ilerler, sonra birinin yanında staja başlar ve belki bir ömür harcar da profösör olamaz.
Bu öğrenci Tıp Fakültesi 1. sınıfında ben niye ameliyata girmiyorum, o Ordünaryüs Profosör Doktor da kimmiş, Tıp onun tekelinde mi, ben ona uymam, TIp İlmi Heredot'a bağlıdır, isteyen onu oku ve prof olur... diyebilir mi.
Her ilim dalının ana bir kitabı olduğu gibi, her ilim dalının profösörleri, bilginleri vardır. Ve her ilim dalının öğretmenleri olduğu gibi bu alanda ün yapmış başarılı uzmanlarıu vardır.
Din ilimleri de böyledir işte.
Her şey ana kitap olan Kuran'a dayansa da din ilimleri Fıkıh, Kelam, Hadis, Siyer, Tefsir gibi dallardan oluşmuştur.
Fıkıh ibadetleri nasıl yapacağını öğretir. Kelam neyi nasıl inanacağını Kuran'a ve Peygamber aleyhi selama uyarak öğretir.
Hadis....Siyer... Tefisir...
Bu ilimlerin en üstünde ise Kuran'ı açıklamak olan Tefsir vardır... Alimler bu işin doktorlarıdır, ister uy ister uyma.
Hocam sana çok dil döktüm.
Benim anlattıklarım kendimden değildir, sana irşadım bu kadardır.
İster beğen ister beğenme.
Aa tavsiyelerim var.
Gittiğin yollarda izler bul, bak milyar insan ne yapıyor, neye nasıl inanıyor?
İnsan ömrü kısadır, kendi aklına göre yol tutma.
Sonunda ya cennet ya da cehennem olan yolda senden önce milyar ayak izleri gördüğün patikaya gir.
Yine de sen bilirsin.
İstersen sana kitap tavsiye edeyim:
Senin işine gelir ya da gelmez ama Belki bir anlayan olur:
1- Saadeti Ebediyye- Fıkıh İlmihali... bunu bulamazsan Ömer Nasuhi Bilmen Tam İlmihal.
2- Kırk Hadis... kitapçılarda vardır.
3- Kuran'ın Arapça okunuşunu öğreten Elifbe'lerden biri.
4- İçinde Allah'ın isimleri de olan her hangi bir Dua Kitabı.
5- Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'ye ait olan ve Peygamber'S.A.V.)in haytını anlatan Muhammed Mustafa S.A.V. adlı siyer kitabı.
6- Piyasada olan her hangi bir Peygamberler Tarihi kitabı
7- Sahabenin hayatını anlatan HAyat'üs Sahabe adlı kitap
8- Türkiye GAzetesi yayınlarından Evliyalar Ansiklopedisi.
9- Risale-i Nurlar içinde en küçüğü olan Küçük Sözler
10- İmam Gazali'nin Kalplerin Keşfi adlı kitabı
11- Elmalılı Hamdi YAzır'ın Hak Dini Kuran Dili adlı tefsir kitabı.

Bu eserleri numara sırasıyla okumazsan anlayamazsın.
Ama hepsini bitirebilir ve bir hak cemaate de intisap edebilirsen sen de bir İslam alimi olma yolundasın demektir.

Hocam,

Sizinle bu konularda anlaşabilmemizin mümkün olmadığını anlamış bulunuyorum. Sebebi siz mugalatanın çok basitini yapıyorsunuz.
Sizin bu basit mantık çarpıtmalarına ancak ilk okul terk kişiler inanır.

Ben: Aziz dinimizin çeşitli mezheplere ,tarikatlara,cemaatlara bölünmesinin
parçalanmasının ,aklına gelen ve din adamıyım diyen herkesin etrafına bir kısım cahilleri toplamasın anlatıyorum.

Siz: sünnilik,siilik,hanbelilk,mutezile,cebriye,ismailiye gibi mezhepler
yetmiyor,nakşilik,nurculuk,süleymancılık,fetullahçık gibi tarikatları
kendiniz sayıyor ve:

Neyse mezheplere gelirsek, bölünme mölünme yok.

DİYORSUN.
Sonrada bu bölünmelere basit mantık oyunlarıyla sebebler bularak
kah bölünme varmış gibi görünsede ana yol bir falan gibi ,bölünmeler
faydalır gibi laf kalabalığına getirmeye çalışıyorsun.

Hocam bakın benim yüksek tahsilim ,iyi bir mesleğim var.
Nasıl namaz kılınacağını,abdest alınacağını kurban kesileceğini, zekat verileceğini bilirim. Bunlarda hiç tereddüdüm yok. İbadetlerimi yapabildiğim kadar yaparım. Bunun dışında fıkıh.kelam,hadis,siyer,gibi
dini bilimlere ihtiyaç duymuyorum. Zaman zaman Aziz kitabımızı okurum
bana yeter. Televizyonlarda din adamlarını da yeteri kadar dinliyoruz.

Ben yaşamım boyunca hiçbir kulun hakkını yememeyi dinimizin EN ÖNEMLİ, namaz ve oruçtanda önemli kuralı kabul ettim ona dikkat ettim.
Yüce Allahımı iyi tanıyorum,O na aşığım. O nun beni sevdiğini de
biliyorum. O nunla her fırsatta konuşuyorum. Dinm konusunda kimseyede
ihtiyaç duymuyorum.

AMAAA birisi çıkarda kızının başını örttürmeyen adam kafir olur diye
saçmalarsa kusura bakma böyle artık saçmalık mı dersiniz salaklık mı
dersiniz,yobazlık mı dersiniz bilmem, o tür laflara da inanmayı salaklık
sayarım.

hocam bu nedenle bu konuyu da kapatalım çünkü lafın bittiği yerdeyiz.

SELAM

O zaman yolun açık olsun.
Ben zaten bu kadar sözü senin için yazmadım.
Bir anlayan bulunur, diye yazdım.
Bunlar benim fikirlerim de değil zaten, ben sadece bir tekrarlayıcıyım.
Tarih boyunca ve bugün İslam alemi ve alimlerin çoğunluğu neyi söylemiş, onu aktardım sana.
Sen bilirsin.
Sözüm sana olmakla birlikte aslında mesajım okuyan herkese.
Tuttuğun yolda Allah seni saptırmasın.
Tabii tutuğun yolun hak mı değil mi olduğuna ancak sen karar verebilirsin.
Doğrusu hesap gününde ortaya çıkar.
Benden de bu kadar.
Bana düşen sadec bildiğimi söylemek.
Sürçi lisan ettikse affola.


Fıkıh ve İlmihal