Eğitim-Öğretim, Nasihat ve Sohbetlerde Nükte

Halis ECE

Eğitim-Öğretim, Nasihat ve Sohbetlerde Nükte


Nükte” kelime olarak incelik ve mânalılık, herkesin açıkça anlıyamıyacağı bir mânayı hâvi olan (içeren) söz demektir. (Arseven, Celâl Esad, Sanat Ansiklopedisi, M.E.B. İst. 1966, III, 1517)

Nükte”, bediî (güzel) sanatlarımızdan biri kabul edilir.

Edebiyat literatüründe ise nükte; va’zda, nasihatte-öğütte, eğitim ve öğretim (ta’lim ve terbiye)de; nesir (düzyazı), şiir, resim, hareket ve konuşmada mânayı, ancak dikkatle anlaşılabilecek derecede gizleme ve zarif insanlara hitap etme demektir.

Böylece ortaya koymak istenen manayı herkes anlamayacak ve yalnızca muhatap bundan gerekli istifadeyi temin edecektir. Çünkü nükte, birazcık dokundurucu olur. Bir muhatabı bulunması halinde, sırrı ifşa etmeden ve muhatabı herkesin diline düşürmeden te’dip etmenin (düzeltmenin) yolu, gizli bir mâna ve yalnızca muhatabın anlayabileceği bir sır ile ortaya konulabilir. Dahası, nükteler ince ve ustalıkla ortaya konduklarından dolayıdır ki; hem asıl muhatap kırılmamış, hem de diğer muhatapların edebi-bediî zevklerine hitap edilmiş olur.

Bütün bunlar göz önüne alındığında nükte, muhatabını incitmekten sakınan bir azarlama gibidir. Bir kişiyi hem azarlayacaksınız, hem de bunu yaparken o kişinin kalbini kırmayacaksınız. O halde kelimelerinizi bir başka kalıp altında ortaya çıkarmanız; en azından söze, süslü bir elbise giydirmeniz gerekecektir. Yani bir yandan azarlarken, diğer yandan gönül almak...

Nüktenin iskeletini teşkil eden bu anlayış, bir medeniyetin nasıl yüksek bir seviyeye ulaşabileceğinin; insan haklarının, saygı ve müsâmahanın bir cemiyetteki mükemmel tatbikatının semeresidir. Nitekim atalarımız, nükteyi münâsip zemin ve zamanda yapmayanlar; yahut nükte yaptıklarını sanarak bayağı şeyler söyleyenler için, “Katıra cilve yap demişler; tutmuş çifte atmış”, "Deveye cilve yap demişler, dokuz dükkan yıkmış!" tabirlerini kullanmışlardır.

Nükte yapmak, pek kolay değildir. Bir defa geniş kültür ve lisan kabiliyeti lâzımdır. Kıvrak bir zekâ ve intikal istidadı/yeteneği de gerektirir. Hadiselere vukuf ile benzerlikleri tesbitte hızla karar ve hükme varabilmeyi icap ettirir. Tabiî en mühimi de, hangi taşın hangi gediğe konulmasını bilecek derecede bir ustalık lâzımdır. İşte güzel nükteye iki örnek:


FİLOZOF TAKLİDİ

Rıza Tevfik Bölükbaşı, taklitleriyle ünlüdür ve pek de güzel taklitler yapar... Bilhassa Arap, Yahûdi, Arnavut tiplemelerini hiç hatasız oynarmış. Şiirleri ve edebî yazıları yanında felsefe ile de ciddî boyutlarda uğraşan Rıza Tevfik, ilk defa bir yazısına “Filozof Rıza Tevfik” imzasını atmış. Tevfik Fikret bunu görür görmez, yanındakilere seslenmiş:

— Görüyor musunuz? Şimdi de filozof taklidi yapmaya başladı.

“DOSTLARINIZ KİM?”

Parlak bir mevkide bulunan devlet adamlarından birine:

— Dostlarınız kim ya da kimler? diye sorulmuştu. Şu düşündürücü cevabı verdi:

— Şimdi bilmem. Zira ikbal’deyim (gözde durumdayım, makam-mevki sahibiyim). Sizin dost dediğiniz, ancak idbar (gözden, nüfuzdan düştüğünde) ve ihtiyaç durumunda belli olur.
***

Velhasıl hakiki dost, dostuyla iyi günlerinde irtibatını-ilişkisini devam ettirdiği gibi; onun kötü günlerinde ve ihtiyaç hallerinde de ilgi ve ilişiğini kesmeyen, münasebetini sürdüren kişidir.
***

ÇOCUKLARI TENKİT VE TERBİYEDE ÖLÇÜ

Çocuk eğitimi-gelişimi ve rehberlik uzmanları, çocuğun hatalı davranışları ve başarısızlıklarının anne-baba tarafından çok fazla tenkit edilmemesi-eleştirilmemesi gerektiğini söylüyor.

Aile içerisinde ve eğitim alanında çocukların hatalı davranışlarda bulunup başarısız sonuçlar alabileceklerini belirten uzmanlar, “Aileler şuurlu-bilinçli hareket etmeli. Anne-baba ve çocuk arasındaki münasebetler hiçbir şekilde koparılmamalı… Çocuk, hatalı davranışları karşısında aile tarafından sevgiden mahrum edilip, yalnızlığa mahkûm edilmemeli” diyorlar.

Hatalı davranışlar ve başarısızlıkların, çocuk incitilmeden yavaş-yavaş düzeltilmesinin en doğru yol olacağını kaydeden uzmanlar, özetle şunları ifade ediyor:

“Aileler, haklı olarak çocuklarını başarılı görmek isterler. Ancak, bu neticeye ulaşmak için ailelere de bir takım vazifeler-görevler-ödevler düşmektedir. Çocuk şuurlandırılmalı ve kesinlikle yapıcı olarak tenkit edilmeli... Yıkıcı-yıpratıcı ve çocuğun şahsiyetini/kişiliğini zedeleyici, onurunu kırıcı davranışlardan kaçınılmalı... İfrat-aşırı derecedeki dozu ve ölçüsü kaçırılmış bir tenkit, çocuğun şahsiyet gelişimine menfi-olumsuz yönde tesir eder. Kendine güvenini azaltır, tek başına hareket etme kabiliyet ve istidadının (yeteneğinin) kaybolmasına sebep olur; dolayısıyla kabiliyetlerini-maharetlerini ortaya koyamama tehlikesi ile karşı karşıya kalır.” (Basından)
***

ÇOCUKLARA BİLMECELER

* Yaştır kurutamazsın, tuzunu bulamazsın, çiçeklerden toplanır tadına doyamazsın? (Bal)

* Çarşıdan alınmaz, mendile konulmaz, bundan tatlı bir şey olmaz? (Uyku)

teşekkürler


Edebiyat